Asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır – Yargıtay Kararı: 3HD E. 2017/14028, K. 2018/3703

Asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır

Yargıtay Kararı

Y3HD,
09.04.2018,
E. 2017/14028,
K. 2018/3703

Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır.

Dava, kişisel eşya niteliğinde olan ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadımn bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.

Bu durumda, ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, kadının ispatlaması gerekir. Bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.

Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bunları iadeden kurtulur.

Dosyaya sunulan belgelerden söz konusu aracın 10/09/2009 ile 06/06/2011 tarihleri arasında davacı adına kayıtlı olduğu , davacının babasının 31/03/1990 tarihinde vefat ettiği, zeytinliğin 1/6 payının 11/06/1999 tarihinden beri davacı adına kayıtlı olduğu, davalının babasının ise 10/05/2006 tarihinde Özcan Baylar ‘a sattığı dairesini 01/03/2012 tarihinde geri aldığı, sunulan tüketici kredisi sözleşmesinin 15/05/2006 tarihli ve 50.000.00.- TL bedelli olduğu, Özcan Baylar tarafından imzalandığı anlaşılmakta ise de anılan belgelerin incelenmesi ile uyuşmazlığın çözülmesi mümkün olmamıştır .

Davacı, iddiasının ispatı için tanık deliline dayanmış ve gösterdiği tanıklardan (davacının annesi) Güner Işık; ” Davacı benim kızımdır. Davalı ile evlenmeleri sırasında 10 tane beşi bir yerde, Kelepçe yedili bilezik, 2 metre köstek, 10 tane adana burma bilezik bir de set takımı takılmıştı. Ayrıca da düğüne gelen misafirlerin taktıkları çeyrek altınlar ve bileziklerde vardı. Düğünden sonra kızım ile damadım Bursa’da oturdular bende bunları üstünde taşıyamaz hırsızlık olur siz alın saklayın diye dünürlere söyledim. Onlarda kızımın altınlarını alıp sakladılar. Ancak, köylerde düğünlere gittikleri zaman gidip altınlarım takıyordu gene bir düğüne gittiğinde kayınvalidesinden takmak için altınlarını istemiş oda yerinde yeller esiyor biz onları bozdurduk demiş.

Kızım çok üzülmüş gelip bana anlattı bende onlar taktı onlar bozdurdu gene yaparlar üzülme diye söyledim. Kızımın boynunda bir tek davalının anneannesinin taktığı set kalmıştı. Birde çocukların doğumunda yapılmış 3 bilezik vardı. Davalı Singapur’a gezmeye giderken bu 3 bileziği bozdurup harcadı. Set takımını da boşanmadan 15 gün önce kızımı kandırıp ben sana yeniden alacağım diyerek alıp davalı bozdurmuş. Ayrıca, davalının ailesinin altınların büyük kısmını bozdurmalarından sonra kayınvalidesi çarşıda birlikte bir alışveriş sırasında sadece kızımın 10 bileziğinin kaldığını ancak bunları yeniden alacaklarını söyledi. Daha sonra bu 10 bileziği de kızıma vermediler, sanıyorum bunu da bozudurup harcadılar. Kızım boşanırken hiç bir altınını alamadı. Tamamı davalı tarafta kalmıştır ve onlar tarafından bozdurulup harcanmıştır. Benim damadım bir trafik kazası yaptı. Bu kaza nedeni ile tazminat ödedi. Ancak, bunu oturdukları evi ipotek ederek 100.000.00TL Kredi çekip öyle ödediğini biliyorum ve ölen kişinin eşine ev aldıklarını biliyorum. Benim kızım kesinlikle gezip tozup bir para harcamamıştır, gezen tozanda davalının kendisidir Daha sonra da davalı benim kızımı aldattığı için boşanmak zorunda kaldı. Benim kızım halen çalışıyor. Çocuğuna bakmaktadır. Babasının ölümünden sonra kızım miras kalan zeytinlikten gelen para ile kendisine araba aldı. Hatta boşanmadan önce davalı bu arabayı bile alıp kaçırdı. Daha sonra kızım arabasını geri aldı” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Diğer davacı tanığı ( davacının arkadaşı) Mine Kurnaz ise; ” Davacı benim arkadaşımdır kendisi ile yakın görüşürüm. Düğününe de gitmiştim düğünde adana burması ve beşi bir yerde altın ayrıca bilezikler ve bir takım takılar takılmıştı ancak ne kadar olduğunu bilemem. Taraflar arasında anlaşmazlık çıkınca bir barıştırmak için taraflar ile konuşmaya gittiğimizde davalı altınlar konusunda” altınları biz yaptık, daha sonrada borcumuz için sattık” diye söyledi. Zaten altınlar davacının kayınvalidesinde duruyordu gerektiği zaman davacı alıp takıyordu. Bu nedenle davacıya takılan altınlar davalı tarafça bozdurulmuş ve davacıya verilmemiştir dedi. Biz Orhangazi ilçesinin Sölöz köyündeyiz. Köyümüzün adetinde fazla altın takılır. Bu nedenle davalı taraf da örf ve adete göre gereken altınları takmıştır. Dilekçede okuduğunuz altınların tamamı davalıya takılmıştır. Zaten düğün CD’sindede görülür, ancak gramlarını bilemem. Davacı bir araba satın almıştı ancak bu arabayı babasımn vefatı nedeni ile kalan miras parasından aldığını biliyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başma tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanığın gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi ifade ettiğini kabule yeterli delil ve olgu yoktur. O halde, tanığın sözlerine değer vermek gerekir. Buna göre davacı kadının, ziynet eşyalannm harcandığı ve iade edilmediği yönündeki iddiasını ispat ettiği anlaşılmaktadır. Davalı, davacı kadımn bunları iade edilmemek üzere rıza ile verdiğini kanıtlayamamıştır. O halde, mahkemece; yukarıdaki ilkeler gözetilerek, davacı tarafça varlığı ve bozdurularak harcandığı ispatlanan ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. (Y3HD, 09.04.2018, E. 2017/14028, K. 2018/3703)

Son düzenleme tarihi 9 Mart 2020 13:44

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.