Artık Değer ve Katılma Alacağı Borçlarının Ertelenmesi

TMK’nun 239. maddesinin 2. fıkrasına göre: “Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.”

Maddenin gerekçesinde bu husus: “Eşlerden birinin katılma alacağının derhal ödemesi, borçluyu ciddi güçlüklere sokabilir. Borçlunun bir ticari işletme işletmesi ve nakit sıkıntısı çekmesi halinde böyle bir durum söz konusudur. Bu tür sakıncaları gidermek amacıyla maddenin birinci fıkrasında katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesinin borçlu eş için ciddi güçlükler doğuracağı hallerde, borçlu eşe ödemelerin uygun süre ertelenmesini isteme yetkisi verilmiştir.” şeklinde açıklanmıştır.

Madde ve gerekçesinden anlaşılacağı üzere; AD ( Katılma Alacağı) ve DAP borçlarını ödemede ciddi güçlüklerle karşılaşılması halinde, bu edanın ertelenmesini isteme hususunda kanuni bir yetki tanınmıştır. ‘‘Ciddi güçlüklerin ne olduğu ise somut olayın özelliklerine göre  hakim tarafından takdir edilecektir.”

 Doktrinde ciddi güçlüklerin ancak mali güçlükler olabileceği; kişisel zorlukların erteleme isteğinin kabulü için yeterli olamayacağı şeklinde görüşler de vardır. Mamafih koşulların varlığı halinde alacaklı eşin, borçlu eşe borcunu ödemesi için belli bir vade tanıması zorunlu bulunmaktadır. Ancak; ödemenin ertelenmesinden sonra borçlunun iflas etmesi halinde ertelemenin de kalkacağı kabul edilmektedir.

Keza yine; TMK’nun 239. maddesinin 3. fıkrası gereğince; “Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, ayrıca borçludan güvence istenebilir’ Belirtmek gerekir ki; erteleme talep etme hakkı kişiye bağlı bir hak olduğu için bu hakkın yalnız eş tarafından kullanılması mümkün olup, bu hak mirasçılara intikal etmez. Keza eşin süre talep etme ve alacaklının da güvence isteme haklarından peşinen feragatleri de mümkün değildir.

Borçludan Güvence İstenmesi

Maddenin açık hükmünden anlaşılacağı üzere; borçlunun derhal ödenmesinde ciddi güçlükleri olduğu anlaşılarak, istediği borç ertelemesi kabul edilen borçludan, durum ve koşulların gerektirdiği bir güvence göstermesi istenebilecektir.

Kanunun aradığı bu güvenceler; rehin, kefil, teminat mektubu gibi borcun ödenmesini garantileyen ögelerdir. Doğaldır ki bu güvencelerin cins ve nicelikleri hakim tarafından belirlenmek gerekir.

Mahkemece borçlunun belli bir güvence göstermesine karar verilmiş olmasına karşın, borlunun kanuni süre içinde bu güvenceyi sağlayamaması halinde söz konusu borç ertelemesinin kalkacağı açıktır.

Borçlunun Faiz Ödemesi

TMK nun 239. maddesi: Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak DAP ve Katılma (AD) alacaklarına faiz yükleneceğini hükme bağladığından; borç ödemesinin ertelenmesi halinde de borçlunun bu hükme uygun olarak alacaklıya faiz ödemesi gerekmektedir. Ancak eşler arasında faizin başlangıcı ve miktarı konusunda başka bir anlaşma varsa, mezkur faizin bu anlaşmaya göre hesaplanması gerekeceği kanun hükmüdür.

Belirtmek gerekir ki, tasfiye yargılama yoluyla gerçekleştirilmiş ise, faizin de karar tarihinden itibaren hesaplanacağı açıktır. Buna karşılık eğer tasfiye tarafların anlaşmalarıyla kendi aralarında yapılmış ise, faizin başlangıcı da tarafların anlaştıkları tarih olacaktır. Keza eğer taraflar tasfiyede anlaşmış fakat faizin başlangıç tarihini kendi aralarında tespit etmemiş iseler; faizin alacaklının talep tarihinden itibaren hesap edilmesi gerekecektir.

Bu arada belirtmek gerekir ki; TMK nun 239/ f.3 nın; tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağı ve DAP ‘a faiz yürütülür hükmü muvacehesinde; Katılma Alacağı ve DAP na faiz yürütülebilmesi için; BK nun 101. maddesi gereği borçlunun temerrüde düşürülmesine mahal da bulunmamaktadır. Ancak borcun ödenmemesi halinde alacaklının usulüne uygun olarak göndereceği ihtarname ile borçludan temerrüt faizi almaya hak kazanacağı açıktır.

Ancak, eşlerin kendi aralarında; faizin başlama tarihi, faiz oranı ya da faiz talep etmeyecekleri konusunda anlaşmalar gerçekleşmiş ise; bu anlaşmaların hukuken geçerli olması sebebiyle; faize ilişkin hususların da bu anlaşmalarda konulmuş kurallara göre çözümleneceği yinelenmek gerekir.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.