Artık Değer Alacağını Etkileyen Olgular

Artık Değer (AD) Alacağını Etkileyen Olgular

EMKR nin tasfiyesi, normal koşullar içinde kımıl olarak; malların geri alınması ve belirlenen AD’nin paylaşılarak tahsil edilmesiyle amacına ulaşmış olur. Ne var ki tasfiyenin gelişimi ve ortaya çıkabilecek bir takım hukuki sebeplerle; AD’in belirlenmesinde değişik ve özgün yolların izlenmesi de gerekebilmektedir.

TMK nun 236, 237 ve 240. maddelerinde düzenlenen bu özgün yöntemler; Takas Yapılması, Zina ve Hayata Kasıt Sebebiyle Boşanma, Mirasçıların Saklı Paylarına Vaki Müdahaleler ve Sağ Eşe Aile Konutu Ve Eşyalarının Mülkiyet Hakkının Verilmesi hallerinde oluşmaktadır.

Eşler Arasında Takas Yapılması

TMK’nun 236/2 maddesinde, tasfiye sürecinde alacakların takas edilebileceğine hükmedilmiştir. Kanunun bu konudaki gerekçesinde: “Tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacakları bulunması halinde. Artık Değere ilişkin alacak ile bu alacakların takas edilebileceği öngörülmüştür.” denilmektedir.

Takas, BK nun 118. maddesinde;” İki şahıs karşılıklı bir miktar meblağı veya yekdiğerine mümasil başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç muaccel ise iki tarafın her biri borcunu alacağı ile takas edebilir” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddede: Alacaklardan birinin münazaalı olması halinde de takas dermeyan edilebileceği hükme bağlanmıştır. Keza yine mürunızamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edilebileceği zamanda münıruzaman ile sakıt olmuş değil ise onunda takasının dermeyan olunabileceği kuralı konulmuştur. Keza yine BK nun 122. maddesinde de takas istendiği takdirde; iki borcun takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan borcun miktarı nispetinde sakıt olmuş sayılacakları açıklanmıştır.

Görüldüğü üzere TMK nun mezkur 236/2 maddesi gereği; eşlerin karşılıklı alacaklarının bulunması halinde, yapılacak takas sonunda, eşlere düşecek AD‘in miktarında takas kadar değişiklik olacaktır.

TMK’nun 236.maddesinin ‘Takas Edilir” şeklindeki ifadesi karşısında; yapılabilecek bir takasın eşlerdin istek ve arzularına bağlı olmadan ve kanun gereği yerine getirilmesi zorunlu bulunmaktadır. Ancak eğer eşler aralarında usulüne uygun olarak yaptıkları sözleşmeyle; AD istemeyeceklerini kararlaştırmışlarsa, doğaldır ki, mahkemece böyle bir takas yapılmasına da yer olmayacaktır’’. Keza mal rejiminin tasfiyesi aşamasında Artık Değer alacakları dışında takas, ancak tarafların talebiyle söz konusu olabilir.

Mamafih; takasın kanun gereği olarak mahkemece resen uygulanması kuralının ancak her iki eşin de AD alacaklarının bulunması halinde geçerli olduğunun da vurgulanması gerekmektedir. Bu nedenledir ki; TMK’nun 236/1. fıkrası gereğince takas yapılabilmesi için, takas isteğinde bulunan kişinin de Artık Değer istemiş olması gerekir. Yani takas olabilmesi için en azından yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle bir dava ve isteğin olması ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağın bulunması lazımdır. Sadece takas defi isteğinde bulunmak yeterli değildir.

Yine vurgulanması gerekir ki; BK nun hükümleri bağlamında EMKR nin tasfiyesi sırasında eşlerden biri, AD borcunun, diğer eşten olan ve AD den kaynaklanmayan bir alacağıyla takas edilmesini isteme hakkına da sahip bulunmaktadır. İşte bu yolda oraya çıkacak bir takas olanağının uygulanabilmesi, BK nun genel hükümlerine tabi olacaktır. Bu durumda takas ancak eşlerin hukuka uygun bir talebinin bulunmasını halinde söz konusu olabilecektir.

Görüldüğü gibi, bu her iki takas durumunda da eşlerin AD alacaklarının miktarının değişikliğe uğrayacağı kuşkusuzdur.

Eşlerden Birinin Zina Ya Da Hayata Kast Sebebiyle Boşanmış Olması

TMK‘nun 236/2 maddesinde: “Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması veya kaldırılmasına karar verebilir.” kuralıyla eşlerin AD haklarında başka bir kısıtlama sebebi daha ortaya koymuştur. Kanun tasarısının müzakeresi sırasında: “Önergede kabul edilen iki neden, evlilik birliğinin en ağır ihlalidir ve bunlar mutlaka mahkeme kararıyla sabit olacaklardır, o takdirde hükme esas alınacaktır, o zaman hakim böyle bir azaltma veya kaldırma yönüne gidecektir, yoksa sadece iddia yeterli değildir” hususları belirtilerek konu aydınlatılmıştır.

Öyleyse madde metni ve gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere; zina veya hayata kast nedenleriyle yani TMK nun 161 veya 162. maddelerinde yazılı boşanma sebeplerinden birine göre boşanılmış ve boşanma kararının kesinleşmiş bulunması halinde, olayda kusurlu olan eşin AD hakkı tasfiye sırasında azaltılabilecek veya tamamen kaldırılabilecektir.

Belirtmek gerekir ki; boşanma davası devam ederken ölen ve bu ölümü sebebiyle mal rejimi sona eren eş yönünden; TMK nun 181/2 maddesinin; “Boşanma davası devam ederken ölen davacıların mirasçılarından birinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde de, yine mirasçıların talebiyle mezkur azaltma ya da kaldırma hükmünün uygulanması mümkün olacaktır.

Ortak Olmayan Çocukların Saklı Miras Paylarının Zedelenmesi

TMK nun 237. maddesinde:” Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir. Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.” hükmüyle: artık pay miktannı etkileyen hususlardan bir diğeri daha düzenlenmiştir.

Kanunun bu maddesi yine TMK nun 505. maddesinin: “Mirasçı olarak altsoyu, anası ve babası veya eşi bulunan mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölümüne bağlı tasarrufta bulunabilir.” kuralı ile yine TMk nun 506. maddesinin altsoy için yasal miras payının yarısını saklı pay kabul eden hükmünün; Artık Değer’in paylaşılmasına ilişkin sözleşmelerle zedeleyemeyeceğini ortaya koymuştur. Yani: “Mal rejimi sözleşmesinde farklı bir oran belirlenmiş olsa bile, altsoyun saklı payı korunacak; buraya ilişkin sözleşme hükmü uygulama olanağı bulamayacaktır. Diğer bir anlatımla sözleme yokmuş gibi bir paylaşım yapılacaktır. Dolayısıyla miras paylaşımına ilişkin yasal düzenleme uygulama alanı bulacaktır.”‘ Bu hususun yerine getirilmesinin ise, TMK nun 560. ve müteakip maddelerinde düzenlenmiş bulunan Tenkis usul ve hükümleriyle yerine getirileceği ortadadır.

Özetle yinelemek gerekirse; eşlerden herhangi birinin diğer eşle ortak olmayan çocuklarının saklı miras paylarını zedeleyen yani onların bu miras paylarının azalmasına sebep olan Artık Değer’in taksim sözleşmeleri; hak sahiplerinin istekleri halinde tenkise tabi tutulabileceklerdir. Böyle bir işlemin yapılması halinde: eşlerden, mezkur çocukların ana ya da babası olmayan diğer eşin AD payının tenkis miktarınca azalacağı açıktır.

Ancak mezkur TMK nun 237 maddesinde; yalnızca eşlerin ortak olmayan çocuklarından söz edildiğinden, miras bırakanın saklı pay sahibi diğer mirasçılarının bu konuya değin dava hakları bulunmamaktadır. Keza bu davalar da yalnızca Artık Değer Alacaklarına mahsus olarak açılabilmektedirler.

Aile Konutu ve Ev Eşyalarının Mülkiyetinin Tahsisine İlişkin Uygulamalar

TMK nun 240. maddesinde: “Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklemek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir: Mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.

Sağ kalan eş aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir. Sağ kalan eş mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz.

Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.” kuralı konulmuştur. Bu maddenin gerekçesinde de: “EMKR de, katılma alacağı istemi, ilke olarak belirli malların özgülenmesi hakkını kapsamaz. Maddenin birinci fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi halinde sağ kalan eşe, o ana kadar ki yaşantısını koruyabilmek amacıyla ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine, katılma alacağına mahsup edilmek üzere, bu yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteme imkanı getirilmiştir. Maddede eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle aksine düzenlemeler yapabilecekleri öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki koşulların mevcudiyeti halinde sağ kalan eşe, ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını isteme yetkisi tanımıştır. Maddenin üçüncü fıkrası, birinci fıkradaki intifa veya oturma hakkı yerine, haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölenin yasal mirasçılarının istemiyle, ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını hükme bağlamıştır. Maddede bu haklı sebeplerin neler olabileceği belirlenmemiştir. Her somut olaya göre bu sebeplerin haklı olup olmadığı hakim tarafından değerlendirilecektir. Maddenin son fıkrasında sağ kalan eşin, ölen eşin meslek ve sanatını icra ettirecek olan altsoylarının varlığı halinde, bu meslek ve sanatın icra edileceği bölümlerde intifa, oturma ya da koşulları varsa mülkiyet hakkını kullanamayacağı ifade edilmiştir. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri, ilgili maddelere yollama yapılarak saklı tutulmuştur” şeklinde açıklama yapılmış bulunulmaktadır.

Görüldüğü üzere; EMKR nin ölümle sona ermesi halinde, yapılacak tasfiye sırasında işlemesi mümkün olan bu usule göre, sağ kalan eşe. AD’i ve yetmediği takdirde vereceği ek bedel karşılığında, aile konutu ve ölen eşiyle birlikte kullandıkları ev eşyalarının intifa ve oturma hakkı ya da mülkiyet hakları verilebilecektir.

Kanun koyduğu kurala göre; sağ kalan eşe aile konutu üzerinde intifa ya da otunna hakkı ve eşyalar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması onun isteğine bağlı bulunmaktadır. Aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı tanınması ise, sağ kalan eş ya da ölen eşin mirasçılarının isteği ile haklı sebeplerin de bulunmasına bağlanmıştır. Aneak yine TMK nun 240.maddesinin son fıkrasına göre; sağ kalan eşin, ölenin bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin bu meslek ya da sanatı devam ettirebilecek olup bu hususta istekli olması halinde, aynı meslek veya sanatın icra edilmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakkı kullanmasının mümkün olmadığı hükme bağlanmıştır. Yine keza tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri de saklı tutulmuştur.

EMKR ne ve mal rejiminin eşin ölmesi sebebiyle sona ermesine özgü olan bu kuralın; mal rejiminin başka bir nedenle sona ermesi halinde uygulanma olanağı olamayacağı açıktır. Diğer taraftan sağ kalan eşin kişiliğine bağlı bu hakkın, mirasçıları tarafından kullanılamayacağı gibi, başkasına devri de mümkün bulunmamaktadır.

Kanun metninin açık anlatımından da anlaşılacağı üzere; aile konutunun ölen eş ile başka bir kişinin paylı mülkiyetinde olması halinde ya da tasfiye sırasında AD ‘in bulunmaması durumunda bu hakkın kullanılamayacağı ortadadır.

Sağ kalan eşe aile konutu ve ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı tanınması durumunda, bu malvarlığı ile artık değer arasında mahsup yapılacağından, bu eşya ve aile konutunun değerleri ölçüsünde sağ kalan eşin AD paylaşım hissesinin azalacağı da yadsınamaz.

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.