Yorum yaparak bilgiyi çoğaltın!

Yazıyı okumanızın ardından konuyla alakalı fikir, düşünce, gelişme veya düzeltmelerini yorum kısmında belirtebilirsiniz. Bu sayede konuyla ilgili gelişmelerden e-posta yoluyla haberdar olur ve yenilikleri takip etme şansı yakalarsınız.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Kendi Kusuruyla Semeresiz Kalmak Nafakanın Kaldırılmasını Gerektirmez

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Kendi Kusuruyla Semeresiz Kalmak Nafakanın Kaldırılmasını Gerektirmez

  • Boşanma kararından sonra, davacı kendi eylemleri sebebiyle cezaevinde kalmış olup, hakkında açılan ceza davaları sonucunda aldığı mahkumiyet kararları temyiz aşamasındadır. Anlaşmalı boşanmayla hüküm altına alınan iştirak nafakasının indirilmesini talep eden davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuruyla sebebiyet vermiştir. Hiç kimse kendi kusurundan fayda sağlayamaz. Hal böyle olunca; mahkemece, iştirak nafakasının yazılı şekilde indirilmesine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
  • Hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz, kendi kusuru nedeniyle cezaevine giren nafaka yükümlüsü baba bu durumu öne sürerek nafakanın kaldırılmasını isteyemez.
  • Nafakanın azaltılması veya kaldırılması davası çerçevesinde Avukat Saim İNCEKAŞ tarafından ele alınan yargıtay kararı aşağıdaki gibidir:

DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dilekçesinde; tarafların 2007 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını, yapılan anlaşma ve protokol uyarınca 2004 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin davalıya bırakıldığını, protokol uyarınca müşterek çocuk lehine 400 TL iştirak nafakası, davalı lehine de 200 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, mali müşavir olan davacının geçen zaman içerisinde 1 yıla yakın tutuklu olarak cezaevinde kaldığını, tahliyesiyle birlikte işini kaybettiğini, şu an çalışmadığını, 600 TL nafaka ödeyecek imkanının kalmadığını belirterek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, iştirak nafakasının ise tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili dilekçesinde; tarafların anlaşmalı olarak boşandığını, davacının kendi arzusuyla nafaka ödemeyi kabul ettiğini, davacının kendi kusuruyla tutuklu kaldığını, şartların davacının kusuruyla değiştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davalı lehine olan 200 TL yoksulluk nafakasının davalının evlendiği tarih olan 19.5.2012 tarihi itibariyle kaldırılmasına, müşterek çocuk lehine olan 400 TL iştirak nafakasının ise dava tarihinden itibaren 100 TL indirimiyle aylık 300 TL ye indirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; tarafların Çorlu Aile Mahkemesi’nin 10.10.2007 tarihli ilamıyla anlaşmalı olarak boşandıkları, müşterek çocuk lehine aylık 400 TL iştirak nafakası, davalı lehine aylık 200 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, kararın temyiz edilmeksizin 14.2.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Somut olayda, davalı yargılama sırasında 19.5.2012 tarihinde yeniden evlenmiştir.

T.M.K. 176/3 maddesine göre; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar.

Buna göre, mahkemece, yargılama sırasında yeniden evlenen davalının evlendiği tarih olan 19.5.2012 de yoksulluk nafakası kendiliğinden kalkacağından, yoksulluk nafakası yönünden davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle yoksulluk nafakasının davalının evlenme tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

Bundan ayrı; taraflar 10.10.2007 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmışlar, aralarındaki protokol uyarınca müşterek çocuk lehine aylık 400 TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir.

T.M.K.nun 328/1. maddesi gereğince ana ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşi çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. ( T.M.K. 182/2 )

T.M.K.nun mad. 176/IV hükmüne göre: “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Aynı şekilde 331. madde uyarınca; “durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat; sevgi, anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.

Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce “güven” ilkesine aykırı düşer. Zira, davacının sözleşme ( protokol ) ile elde ettiği “statü”ye beslediği güven, davalı ( borçlunun ) sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği ( kötüleşmediği ) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini de arzedebilir.

Bunun gibi sırt boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleriyle bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru ( basiretsizliği vb. ) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın M.K.nun 2. maddesinden yararlanması sözkonusu olamaz.

Ancak, B.K.nun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa ( örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge altüst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa ) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi ( M.K.nun mad.2 ) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.

Somut olayda; taraflar arasındaki anlaşmalı boşanma kararından sonra müşterek çocuk lehine olan iştirak nafakasında herhangi bir artışa gidilmemiş olup, aradan geçen sürede mahkemenin de kabulünde olduğu gibi eğitimine devam eden müşterek çocuğun ihtiyaçlarının artış gösterdiği açıktır.

Boşanma kararından sonra, davacı kendi eylemleri sebebiyle cezaevinde kalmış olup, hakkında açılan ceza davaları sonucunda aldığı mahkumiyet kararları temyiz aşamasındadır. Anlaşmalı boşanmayla hüküm altına alınan iştirak nafakasının indirilmesini talep eden davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuruyla sebebiyet vermiştir. Hiç kimse kendi kusurundan fayda sağlayamaz.

Hal böyle olunca; mahkemece, iştirak nafakasının yazılı şekilde indirilmesine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K. 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 06.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ( T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/23522 K. 2013/1734 T. 6.2.2013 4721/m.176/3,331)

Kaynak: https://www.yargitay.gov.tr/

Son düzenleme tarihi 24 Haziran 2020 20:56

Paylaş
Etiketler: yargıtay kararı
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.