Anlaşmalı Boşanma Davasına Dair Yargıtay Kararları

  • TMK 166/2 UYARINCA BOŞANMAYA NEDEN OLAN OLAYLARDA DAVACIYA NAZARAN DAHA AZ KUSURLU OLAN DAVALI EŞİN DAVAYA. İTİRAZININ ÖZELLİKLE ÇOCUKLAR BAKIMINDAN EVLİLİK BİRLİĞİNİN KORUNMASINDA YARAR BULUNDUĞUNUN ANLAŞILMASI HALİNDE HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI ŞEKLİNDE DÜŞÜNÜLEMEYECEĞİ VE BU DURUMDA TMK 166/1 UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ.

Taraflar 1.8.1980’de evlenmişlerdir. Bu evlilikten 7.11.198Tde Özlem, 4.1.1999’da Özgem isimli çocuklar olmuşlardır. Toplanan delillerden davacının ( kocanın ) bir başka kadınla ilişkiye girdiği ve bu ilişkisini devam ettirdiği, kadının da kocayı eve almadığı onu tırnakladığı anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan hadiselerdeki kusurun ağırlığı kocadadır. Kadının boşanmaya karşı çıkması hakkın kötüye kullanması şeklinde düşünülemez. Özellikle çocukların yaran da dikkate alındığında evliliğin devamında yarar bulunmaktadır.

Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddi gerekirken yazıh şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 01.07.2004 gün ve 7507-8824 s. karan)

  • TARAFLARIN TEK BÎR KONUDA ANLAŞAMAMIŞ OLMALARI HALİNDE TMK 166/3 UYARINCA ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ. BÖYLE BÎR DURUMDA DAVAYA TMK 166/1-2 UYARINCA DEVAM EDİLMESİ GEREKECEĞİ

Taraflar iştirak nafakası ve kişisel ilişki konusunda anlaşamamışlardır. “Evlilik en az bir yıl sürmüşse,eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için hakimin, bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmamn mali sonuçlan, çocuklann durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Bu halde taraflann ikrarlarının hakimi bağlamayacağı (TMK. md. 184/3) hükmü uygulanmaz” (TMK. md. 166/3)

Taraflar tek bir konuda anlaşamamış olsalar dahi, Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi uyannca delil toplanmadan karar verilemez.Bu gibi haller de taraflann iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp Türk Medeni Kanununun 166 maddesinin 1, 2.ve 4. fıkralarına göre değerlendirme yapılmalıdır.

Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi şartları oluşmadan,tarafların delilleri sorulmadan ve gösterilen deliller getirtilip,tanıkları dinlenmeden olayların varlığının kabulü sonucu,boşanmaya karar verilmesi usul ve yasa hükümlerine aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden, bozma yapılmamış yanılgıya işaret edinilmekle yetinilmiştir. (Y. 2. HD’ni 15.03.2004    gün ve 2493-3185 s. karan)

  • HÜKÜMDE BULUNMASI GEREKEN ZORUNLU UNSURLAR
  • ANLAŞMALI BOŞANMADA PROTOKOLE ATIFTA BULUNARAK KARAR VERİLEMEYECEĞİ
  • HÜKMÜN İNFAZDA TEREDDÜT OLUŞTURMAYACAK ŞEKİLDE OLUŞTURULMASI GEREKTİĞİ
  • GEREKTİĞİNDE MAHKEMENİN TARAFLARIN YAZILI ANLAŞMALARINA MÜDAHALE EDEBİLECEĞİ

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/5. maddesi, hükmün sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer, birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesini emredici kural olarak getirmiştir.

Protokole Diğer taraftan, taraflar arasında düzenlenen protokolde ve mahkeme hükmünde, nafakanın niteliği belirtilmediği, başlangıç tarihinin gösterilmediği gibi artış miktarının bağlandığı enflasyon oranı konusunda da bir açıklamada bulunulmadığı görülmektedir.

Bu durumda, hükme esas tutulan protokol “boşanmanın mali sonuçları” konusunda anlaşılır ve ayrıntılı şekilde düzenlenmemiş, hakimin, tarafların ve müşterek çocuğun menfaatlerini nazara alarak müdahalede bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu düzenleme karşısında Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşullarım taşımadığından, boşanma kararı verilemez.

O halde, davanın açılış biçimi ile incelenip, taraflardan delilleri sorulup, gösterdikleri takdirde toplanıp, değerlendirme yapılarak, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu yönler dikkate alınmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 15.09.2005    gün ve 9743-12151 s. karan)

  • TMK 166/3 UYARINCA ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN BOŞANMA, BOŞANMANIN MALİ SONUÇLARI VE ÇOCUKLARIN DURUMLARINI İÇERİR TÜM HUSUSLARDA ANLAŞILMASI GEREKTİĞİ
  • HERHANGİ BİR KONUDA DAHİ ANLAŞAMAMA HALİNDE ANLAŞMALI BOŞANMANIN MÜMKÜN OLAMAYACAĞI VE DAVAYA TMK 166/rDE DÜZENLENEN NİZALI BOŞANMA DAVASI OLARAK DEVAM EDİLMESİ GEREKECEĞİ

Taraflar, velayeti kendisine verilmeyen

  • TMK 166/SON UYARINCA ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN TARAF ASİLLERİN BİZZAT DİNLENMELERİNİN DE GEREKTİĞİ
  • Davacı vekili tarafından 31/12/2003 tarihinde Hüseyin Koç aleyhine açılan boşanma davasının, taraf vekillerinin beyanı doğrultusunda kabul edildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesinde, en az bir yıl sürmüş evlilikte eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasım kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabileceği öngörülmüştür. Bu halde dahi boşanma karan verilebilmesi içın hakimin bizzat tarafları’ cEnleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlan ile çocuklanmn durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekmekteden Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliğin kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.

    Taraflar hazır bulunup, bizzat anlaştıklannı açıklamaz veya hakim, taraflann anlaşmalannı uygun bulmaz ise, taraflardan delilleri sorulup toplanması sonucunda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığımn Medeni Kanunun 184. maddesi çerçevesinde takdiri gerekirken, davacı ve davalı dinlenilmeksizin taraf vekillerinin beyanı ile yetinilerek eksik inceleme ile boşanma hükmü kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 29.09.2005 gün ve 10528-13106 s. karan)

    • TARAFLARCA TANZİM EDİLEN FAKAT MAHKEMEYE SUNULMAYARAK ONANMAYAN PROTOKOLÜN GEÇERLİ OLAMAYACAĞI BU NEDENLE YASAL KOŞULLAR OLUŞMADIĞINDAN ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ

    Taraflar arasında yapılan 27.03.2002 tarihli protokolün boşanma ve feri sonuçlarına ilişkin olduğu görülmektedir. Bu protokolün, boşanma dosyasına sunulmadığı, tarafların kendi aralannda haricen düzenledikleri, davacı vekilinin 3.12.2003 ve 24.02.2004 tarihli oturumlardaki beyanından anlaşılmaktadır.

    Boşanma veya ayrılığın fert sonuçlanna ilişkin iki taraf arasında yapılan anlaşmalar hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. (TMK. md. 184/5) Protokolün hakim tarafından onaylanmadığı davacı vekilinin beyanından anlaşıldığına göre geçerli değildir.Şu halde davanın reddi gerekirken yazılı şeklide hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (Y. 2. HD’nin 05.10.2004 gün ve 9193-11261 s. karan)

    • DAVANIN AÇILDIĞI TARİHTE HENÜZ EVLİLİĞİN ÜZERİNDEN BİR YILLIK SÜRE GEÇMEMEKLE BİRLİKTE YARGILAMININ DEVAMINDA BİR YILLIK SÜRE SONA ERDİKTEN SONRA TARAFLARIN TMKNIN 166/3. MADDESİNDEKİ ŞEKİLDE İRADE AÇIKLAMALARINA İSTİNADEN ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLMESİNDE USUL VE YASAYA AYKIRILIK BULUNMAYACAĞI

    Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yaranna bozulması Başlangıçta noksan olan dava şartlanna rağmen esasına girilmiş ve noksanlık davanın devamı sırasında tamamlanmışsa artık dava reddedilemez. (YHGK 22.3.1995 tarih E. 1994/ 5 – 835 K. 1995/ 215 sayılı ilamı)

    Davanın devamı sırasında 21.2.2002 tarihinde evlilik bir yılı doldurduğundan ve tarafların irade açıkladıkları 26.3.2002 tarihinde dava şartı tamamlandığından bu nedenle karar yürürlükteki hukuka uygun olduğundan temyiz isteği yerinde görülmemekle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/4. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekmiştir.

    SONUÇ: Kanun yaranna temyiz dilekçesinin açıklanan nedenlerle REDDİNE, (Y. 2. HD’nin 13.03.2003 gün ve 2269-3453 s. Karan)

    • EŞLERİN BİRLİKTE KALEME ALACAKLARI TEK BİR DAVA DİLEKÇESİ İLE DE TMK 166/3 UYARINCA ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI AÇABİLECEKLERİ-
    • BÖYLE BİR DURUMDA TEK BAŞVURU HARCI ALINMASINA RAĞMEN EŞLERİN HER BİRÎNİN DAVASI OLDUĞU-
    • HÜKÜM KESİNLEŞİNCEYE KADAR FERAGATİN FERAGAT EDEN EŞ BAKIMINDAN HUKUKİ SONUÇ DOĞURACAĞI

    4722 sayılı kanunun 1.maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

    1-743 sayılı Medeni Kanunun 134/3. maddesi; evlilik en az bir yıl sürmüşse eşlerin birlikte başvurması yada bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını, bu halde boşanma kararı verilebilmesi için hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi halinde boşanmaya karar verilebileceğini hükme bağlamıştır. Sözü edilen madde genel usul kurallarından ayrılmış, eşlerin birlikte kaleme alacakları dilekçe ile de Karı Koca boşanmaya ilişkin dilekçelerini birlikte kaleme almışlardır. Harçlar Yasasının bir sayılı tarifesi uyarınca da tek bir 2 -Kadının davasına yönelik temyizine gelince;

    743 sayılı Medeni Kanunun 134/3. maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için hakimin bizzat tarafları dinlemesi, boşanma, boşanmanın mali sonuçları çocukların durumu ve diğer ferileri hakkında taraların anlaşmaları, bu anlaşmanın da hakim tarafından kabul edilmesi gerekir. Taraflar tek bir konuda bile anlaşamazlarsa boşanmaya karar verilemez. Verilecek boşanma kararı da infazda karşıklık yaratmayacak açıklıkta olmalıdır. (HUMK.m.388/son)

    Taraflar düzenledikleri protokolde müşterek Gerçekleşen bu durum karşısında anlaşmalı boşanmanın şartları oluşmamıştır. (MKm. 134/3) Mahkemece 743 sayılı Medeni Kanunun 134/1-2. maddeleri çerçevesinde araştırma yapılıp sonucu uyarınca karar verilmelidir. Açıklanan husus üzerinde durulmaması da usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 09.04.2002 gün ve 4194-4994 s. karan)

    MUHALEFET ŞERHİ

    Tarafların davacı ve davalı sıfatlarıyla tek bir dilekçe ile Türk Kanunu Medenisinin 134/3. maddesi uyarınca mahkemeye başvurmuş olması Türk Hukuk Usulü sistemi içinde her davanın en az bir davacısı ve bir davalısı olmak ve her dava için harç ödemek zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Böyle olunca bu başvuruda iki ayrı dava vardır. Ancak kocanın davası yönünden harç alınmamıştır. Usulen açılmış bir davası bulunmadığına göre, feragati sebebiyle onun davasının reddi gerektiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Kocanın davası yönünden kesin hüküm yaratacak ret kararı oluşturulamaz.

    • ANLAŞMALI BOŞANMADA SADECE TARAFLARIN ANLAŞTIKLARI PROTOKOLE ATIF YAPILARAK HÜKÜM KURULAMAYACAĞI
    • PROKOKOLDE BULUNMASI GEREKEN ZORUNLU UNSURLAR-TMK 166/3. MADDESİNDE BELİRTİLEN ŞEKİL-DE BOŞANMA, BOŞANMANIN MALİ SONUÇLARI VE ÇOCUKLARIN DURUMU HAKKINDA İNFAZI OLANAKLI VE HİÇBİR TEREDDÜTE YER BIRAKMAKSIZIN TEK TEK HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ-
    • HÜKÜMDE BULUNMASI ZORUNLU UNSURLARIN NELER OLDUĞU

    Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/5. maddesi, hükmün sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer, birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesini emredici kural olarak getirmiştir.

    Protokole Diğer taraftan, taraflar arasında düzenlenen protokolde ve mahkeme hükmünde, nafakanın niteliği belirtilmediği, başlangıç tarihinin gösterilmediği gibi artış miktarının bağlandığı enflasyon oram konusunda da bir açıklamada bulunulmadığı görülmektedir.

    Bu durumda, hükme esas tutulan protokol “boşanmanın mali sonuçlan” konusunda anlaşılır ve ayrıntılı şekilde düzenlenmemiş, hakimin, taraflann ve müşterek çocuğun menfaatlerini nazara alarak müdahalede bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu düzenleme karşısında Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşullannı taşımadığından, boşanma kararı verilemez.

    O halde, davanın açılış biçimi ile incelenip, taraflardan delilleri sorulup, gösterdikleri takdirde toplanıp, değerlendirme yapılarak, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu yönler dikkate alınmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 15.09.2005 gün ve 9743-12151 s. karan)

    • ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA TARAFLARIN MÜŞTEREK HÜKMÜN KESİNLEŞMESİNDEN SONRA DA BU NAFAKANIN TALEP EDİLEBİLECEĞİ

    Dava Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesine dayanmaktadır. Taraflann hakim huzurunda müşterek

  • ANLAŞMALI BOŞANMADA HÜKÜM ALTINA ALINAN TARAFLARIN ARALARINDA YAPMIŞ OLDUKLARI PROTOKOLÜN HUKUKÎ MAHİYETİ-
  • NAFAKALARIN YABANCI PARA CİNSÎNDEK BELİRLENEBİLMESİ-DURUMUN DEĞİŞMESİNE BİNAEN NAFAKANIN TÜRK LİRASINA ÇEVRİLMEK SURETİYLE ARTIRILMASI VEYA EKSÎLTİLMESİ TALEPLERİ
  • Taraflar MK’nun 134/3. maddesi çerçevesinde “anlaşmalı olarak” boşanmışlardır. Aralannda yaptıkları protokol, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykın saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK, md.19). Aynı zamanda sözleşenler ifanın yabancı para olarak “aynen ödeneceğinizde kararlaştırabilirler (BK, md.83/2). Nitekim somut olayda da USD olarak iştirak ve anlaşma mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, çocuğun ihtiyaçlarına ve de hukuki statüye uygun bulunmuş (MK, md. 150/5), verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm tarafları ve mahkemeyi bağlayıcıdır (HUMK, md.237). Ayrıca hakimi hüküm vermeye zorlayan gerekçelerde, aym mahiyettedir. Böylece USD olarak ve artışta belirlenerek nafaka ödenmesi hususunda boşanma ilamındaki hüküm, BKnun 83. maddesine uygun olduğu gibi kesinleşmiş olduğundan bu davada tartışma konusu da yapılamaz.

    Buna ilaveten, tarafların protokol ile döviz üzerinden nafaka ve diğer yükümlülükler üstlenmesindeki bir amaç ta; ülkedeki ekonomik yapı gereği enflasyonun yüksek olması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeni ile nafaka alacaklısını güvence altına alarak korumaktır. Başka bir ifadeyle nafaka alacağının enflasyon karşısında erimesini önlemek ve ilerde artan ihtiyaçları karşılayabilmek için yeniden nafakanın artırılması yönünde dava açılmasını önlemektir (MK.mad.2/1; BK.mad.18).

    TMK. mad.l76/lV hükmüne göre: “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Aynı şekilde 331.madde uyarınca; “durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

    Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

    Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat; sevgi, anlayış ve hoşgörü duygularıyla paylaştırıcı ve delikleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.

    Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın sıradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzedebilir.

    Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK’mn 2. maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.

    Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykın bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşın derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (MK. mad.2) gereğince sözleşme koşullan değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacaklan söylenebiliyorsa, aynca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri srnınnın aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmese! risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştınlmış koşullarla bağlı kalmalan beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.

    Yakandaki ilkeler gözetildiğinde, döviz cinsinden ödenmesi kararlaştmlan nafaka ve yükümlülüklerin Türk Lirasına çevrilmesi ve indirilerek uyarlanması; ancak önemli ölçüde döviz kurunda meydana gelebilecek değişiklik nedeni ile edimin aynen ifasının borçlu yönünden katlanılmaz hal almasına ve böylece işlem temelinin çökmüş bulunmasına bağlıdır.

    O nedenle, uyuşmazlığın çözümünde; sözleşmenin temel edimi olan ve taraflarca başlangıçta kabul edilen döviz fiyatlarındaki normal artışlar dışında, sözleşmenin inikadından sonra gerçekleşen ekonomik kriz ve hükümetçe alman kararlarla işlem temelinin çöküp çökmediğinin araştırılması gerekir.

    Bundan ayrı olarak, tarafların mali durumlarının değişmesi de, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartlan ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.

    Somut olayda, Şubat 2001 ekonomik krizinden sonra döviz kurundaki dalgalanma; uyarlamayı gerektirecek mahiyette değildir. Zira, döviz kurunda ilk etapta ani bir yükseliş olmuş ise de, zaman içerisinde hükümetçe alman tedbirlerle bu yükseliş yavaşlatılmış, hatta belirgin bir durgunluk dönemi yaşanmıştır. Takip eden süreçte, dolar kurundaki artış oram, ülkemizde seyreden yüksek enflasyon oranım dahi karşılayama-mıştır. Diğer taraftan davacı ve davalının iradın kararlaştırıldığı dönemdeki sosyal ve ekonomik durumlarında dava tarihi itibariyle önemli ölçüde bir değişiklik gerçekleştiği de kanıtlanmış değildir.

    Böylece, uyarlama koşullarının bulunmadığı gözetilmeden ve bu yönde deliller değerlendirilip uyarlamayı gerektirecek nitelikte olup olmadıklan dahi tartışılmadan yazdı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş-tir. (Y.3.H.D. tıin 04.03.2003 gün ve 1941-2097 s. karan)

    • BOŞANMA DAVALARINDA ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI DIŞINDA KABUL BEYANININ USULÜN 95. MADDESİ KAPSAMINDA BULUNMADIĞI VE HUKUKİ SONUÇ DOĞURMAYACAĞI

    Terk sebebine dayanan boşanma davasmda, davalının “davayı kabul” beyanı sonuç doğurmaz. (TMK md. 184/1-3) (Y. 2. HD’nin 08.12.2004 gün ve 13745-14686 s. karan)

    • DAHA ÖNCE AÇILIP REDLE SONUÇLANAN BOŞANMA DAVASININ KESİNLE ŞTİĞİ TARİHTEN SONRA AÇILAN TEDBİR NAFAKALARININ ARTIRILMASI DAVASININ TMK 166/SON MADDESİ UYARICA AÇILAN BOŞANMA DAVASINA ETKİSİ, BU DURUMUN EŞLERİN YENİDEN EVLİLİK BİRLİĞİNİ TESİS EDİP ETMEDİKLERİNE İLİŞKİN İDDİA VE SAVUNMALARINDAKİ İSPAT KUVVETİ-
    • AYRI HUKUKSAL NEDENLERE DAYALI OLARAK AÇILAN HER BİR BOŞANMA DAVALARI HAKKINDA AYRI AYRI KARAR VERİLMESİ GEREKECEĞİ

    1-  Koca tarafından önce açılan 2-  Davacı fiili ayrılığa dayanan boşanma isteği yaranda Medeni Kanunun 166/1. maddesine dayanılmıştır.Bu istek hakkında olumlu olumsuz karar verilmemesi de yerinde değildir.(Y. 2. HD’nin 18.03.2004 gün ve 2459-3445 s. karan)

    bir yorum bırakın

    tr Türkçe
    X
    error: Uyarı: Sağ tıklamak ve kopyalamak için üye olmanız gerekmektedir. Üye olmak için site menüsünde yer alan Soru-Cevap forumuna katılmanız ve 10 adet farklı başlık altında cevap yazmanız gerekmektedir. Giriş şifreniz 10 adet cevabınız sonrası tarafınıza iletilir.