Ağır Ceza Temyiz Dilekçesi

Ağır Ceza Temyiz Dilekçesi

  • Ağır ceza temyiz dilekçesi örneği, temyiz dilekçesi nereye verilir?
  • Temyiz dilekçesi genellikle avukatlar tarafından hazırlanıp ilgili mahkemeye gönderilir. Ceza davalarında disiplin ve kararlılık muhimdir. Zira temyiz dilekçesinin süresinin kaçırılması telafisi güç hak ve yaşam kesiti kaybına yol açacaktır. Bu nedenle güvendiğiniz ve dosyanızı sıkı takip edebilecek bir ceza avukatı ile yola çıkmanız gerekir.

Ağır Ceza Temyiz Dilekçesi Örneği

YARGITAY İLGİLİ CEZA DAİRESİNE

gönderilmek üzere

ADANA X AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO   :

KARAR NO  :

TEMYİZ EDEN

SANIK          :

MÜDAFİİ     :

DAVACI       :

KATILAN    :

VEKİLİ         :

KONU           : … Ağır Ceza Mahkeme’sinin … Esas, …Tarih ve … Karar sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması talebimize havi dilekçemizdir.

AÇIKLAMALAR

Yerel mahkeme tarafından “Her ne kadar sanıklar kaçak araç girişi nedeniyle takip ettikleri şahısların mağdurun işlettiği kafeye girdiklerini gördüklerini, içeri girdiklerinde bu şahısların kürek ve bıçaklarla kendilerine saldırdıklarını, kendilerinin kimseyi darp etmediklerini ileri sürerek suçlamayı reddetmiş iseler de, mağdur …in aşamalardaki beyanlarında sanık …’ın kürekle şiddetli bir şekilde alnına vurduğunu, yere düştüğünde diğer şahısların da kendisine vurduklarını beyan etmiş ve … tarihli teşhis tutanağı içeriğine göre sanık …’ı kendisini darp eden şahıslardan biri olarak teşhis etmiş olması, yukarıda özetlenen uzmanlık raporunda olay yerinde bulunan küreğin ağız kısmından alınan kan örneğinin mağdurun DNA yapısı ile uyumlu olduğunun belirtilmesi, delil durumu ve bütün dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların inkâra yönelik beyanlarının yalnızca suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu, tespit edilen gerçeklik ile örtüşmediği anlaşılmış ve savunmalarına itibar edilmemiştir.” şeklinde gerekçelendirilmek suretiyle müvekkil sanık hakkında neticeten 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulmuştur. İşbu karar ile müvekkilime ceza verilmesinin hukuki hiçbir dayanağı bulunmadığından anılan kararın bozulması gerekmektedir. Şöyle ki:

1- Teşhis İşlemi Hukuka Aykırı Olup Delil Niteliği Taşımamaktadır. Karar Aşamasında Delil olarak Değerlendirilmesi ve Hükme Esas Alınması Hukuka Aykırıdır.

Teşhisin kanunda düzenlenmiş olmasının ardından, bu düzenlemelere uygun olarak gerçekleştirilen teşhis işlemleri sonucu elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılabilmesi ve hükme esas teşkil etmesi, işlemin belirtilen şartlara ve usule uyularak gerçekleştirilmesini gerektirir. Aksi takdirde hukuka aykırı elde edilmiş bir delil söz konusu olacak ve bu işlemler sonucu elde edilen deliller de CMK m. 217/2’de yer alan “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” ve Anayasa m. 38/6’da yer alan “ Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükümleri kapsamında yasak delil olarak değerlendirilerek ceza muhakemesinde kullanılamayacaktır.

PVSK Ek m.6/9’da teşhise ancak zorunlu olması halinde başvurulması düzenlenmiştir. Zira  tanık, mağdur veya suçtan zarar gören, çeşitli sebeplerle yalan tanıklık yapabilir, gerçeğe aykırı beyanda bulunabilir. Bilimsel delillerin somut olması ve yanılma payının çok daha düşük olması sebebiyle DNA incelemesi ve parmak izi araştırmaları gibi yöntemlere öncelikle başvurulması, ancak bunun mümkün olmadığı hallerde teşhis yapılması mümkündür. Olayda kürek üzerinden olası şüphelileri gösterebilecek DNA örnekleri yahut parmak izi alınmamış olup doğrudan teşhisle delil elde edilmesi hukuka aykırıdır.

Teşhis, kimlik tespit etme amacına yönelik bir işlem olup olayda olduğu şekilde zaten tanınan bir şüpheli bakımından tespit yapmak suretiyle delil elde etme yoluna gidilmesinin bir mantığı olmadığı gibi müştekiye polis memurları arasından müvekkil teşhis ettirilmeye çalışılmıştır. Müşteki, Sanık ….’i zaten tanımaktadır. Tanınan birinin teşhis ettirilmesi yoluyla delil üretilmeye çalışılmasının kabulü mümkün değildir.

Yukarıda açıklanan sebeplerle yapılan teşhisin delil olarak kabul edilip hükme esas alınması hukuka aykırıdır.

2- Yargılama Sürecinde Masumiyet Karinesine ve Bu Karinenin Bir Uzantısı Olan “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesine Aykırı Hareket Edilmiştir.

Bu hususta; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin 2. Fıkrası ile varlığı kabul edilen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da benimsenen, ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir.

Buna göre bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için o kimsenin söz konusu suçu işlediğinin yüzde yüz oranında ispatlanmış olması gerekir. Bu noktada ortaya çıkacak yüzde bir oranındaki şüphe dahi sanığın beraatına karar verilmesini gerektirir. Zira basit bir suç işleme şüphesiyle başlayan ceza muhakemesi ancak ve ancak bu şüphenin tamamen yenilmesi ile sona erecektir. Bu ilkenin temeli masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması düşüncesinin daha üstün tutulması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

Dolayısıyla, ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Zira ihtimali düşüncelerden aleyhe sonuçlar çıkarılamaz.

Yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararına dayanak olarak kullandığı delillerin çoğu …’un zarar gördüğünü ispatlar nitelikte olup bu zararın müvekkil sanık …. tarafından verildiğine ilişkin ele alınan deliller yalnızca müşteki beyanları ile hukuka aykırı olarak elde edilen teşhis işleminden ibarettir. Bu halde müvekkil sanığın suç konusu fiili işlediğinin kabulü mümkün değildir. Zira olayda yaklaşık 20 kişinin bulunduğu bir arbede söz konusudur. Bu denli büyük bir kargaşanın içinde, suça ilişkin eylemi gerçekleştirenin müvekkil sanık olduğuna ilişkin somut bir veri bulunmadığından kesin ve açık bir ispattan söz edilemeyecektir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda ortada müvekkilin suçlanması için basit şüpheden öteye gidemeyen iddialar olmasına rağmen müvekkil asılsız olarak suçlanmıştır. İşbu nedenle “Şüpheden sanık yararlanır ilkesi” ihlal edilmiştir.

3- Müvekkilin Suç Konusu Fiili Gerçekleştirdiğinin Kabulü Halinde Haksız Tahrik Hükümlerinden Yararlandırılması Gerekirken Gerekçeli Kararda Bu Tartışmaya Yer Dahi Verilmemiştir.

Müvekkil, olay yerine gitmesi ile birlikte müştekilerin saldırılarına maruz kalmış, olay yerinde yaklaşık 20 kişinin dahil olduğu bir toplu kavga yaşanmıştır. Tüm sanıklar olay yerinde müştekinin ve yanındakilerin elinde bıçak olduğunu beyan etmişlerdir. Müştekinin kendi çocukları da dahil olmak üzere aşamalarda dinlenen tanıklar, müvekkilin müştekiye kürekle vurduğunu görmediğini beyan etmişlerdir. Kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilin suç konusu fiili işlediğinin baz alındığı takdirde dahi cezanın belirlenmesi sırasında yerel mahkemenin, olayda onca kişinin dahil olduğu bir arbedenin söz konusu olmasından bahisle, haksız tahrik hükümlerini uygulaması gerekmektedir. Buna karşın  “sanıkların cezalarından başkaca … indirime yer olmadığına” şeklinde bir gerekçe gösterilerek haksız tahrik hükümlerine ilişkin değerlendirme dahi yapılmamıştır.

NETİCE VE TALEP           :Yukarıda etraflıca açıkladığımız nedenlerle gerek yerleşik Yargıtay içtihatları ve gerekse dosyadaki delil durumu ve daireniz tarafından gözetilecek gerekçeler uyarınca yerel mahkemenin kararının temyizen incelenerek BOZULMASINA karar verilmesini, vekâleten talep ederiz.

Sanık Vekili

Son düzenleme tarihi 6 Temmuz 2020 21:07

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.