Anasayfa » Ceza Hukuku Avukatlığı » ADLİYEDE İFADE VE SORGU NE DEMEKTİR?

ADLİYEDE İFADE VE SORGU NE DEMEKTİR?

ADLİYEDE İFADE VE SORGU NE DEMEKTİR?

sorgu

İFADE VEYA SORGU İÇİN ÇAĞRI NASIL YAPILIR?

CMK m.145/1

1412 sy. Kanunun 132. md.si, dili sadeleştirilerek maddeye aynen alınmıştır. İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır. Çağrılma nedeni açıkça belirtilir. Çağrılan kişi böylece sanık mı, tanık olarak mı çağrıldığını, konunun ne olduğunu öğrenmiş olacaktır. Gelmezse zorla getirileceği yazılır.

İfade ve sorgu için çağrı ile zorla getirme kuralları temelde aynıdır.

ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN ZORLA GETİRİLMESİ HANGİ HALLERDE OLUR?

CMK m.146/1

  1412 sy.kanunun 133 ve 134 md.leri kısmen değişikliğe uğratılarak maddede birleştirilmiştir.

  1. Hakkında tutuklama kararı verilmesi veya
  2. Yakalama emri düzenlenmesi,

  için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir.

 Ancak şüpheli veya sanık hakkında tutuklama veya yakalamayı gerektiren nedenler yoksa, CMK. 145 md.si uyarınca, önce uyarılı çağrı kağıdı, daha sonra zorla getirilme kararı çıkarılmalıdır.

  1. Madde, ihzar kurumunun içeriği ve uygulanması bakımından, usul hukukumuz itibarıyla önemli değişiklikler getirmiş bulunmaktadır.

            146 m. birinci fıkrasına göre, ilke olarak, hakkında tutuklama kararı verilebilmesi veya yakalama müzekkeresi kesilebilmesi için yeterli nedenler bulunan şüphelinin veya sanığın ihzarına karar verilebilecektir. 1412 sy. Kanunun 133. md.sinde zorla getirilme için yalnızca tutuklama nedenleri aranırken,  CMK.nun 146/1 md.si ile yakalama emri düzenlenebilecek durumlarda da zorla getirilme kararı verilebileceği öngörülmüştür.

ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN ZORLA GETİRİLMESİ KARARINDA NELERİN YAZILMASI GEREKİR?

m.146/2

 İhzar müzekkeresinin içeriği ikinci fıkrada belirlenmiştir:

 Müzekkerede şüpheli veya sanığın açıkça kim olduğu, kendisi ile ilgili suçu, gerekiyorsa eşkali (fiziğini belirleyen özellikleri) belirlenecek ve asıl önemlisi, zorla getirilmesine neden olan hususlar belirtilecektir.

ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN ZORLA GETİRİLMESİ KARARI KİŞİYE VERİLİR Mİ?

m.146/3

 Zorla getirme kararının bir örneği şüpheli veya sanığa verilecektir. Bu nedenle müzekkere kopyalı olarak kolluk görevlisine gönderilmelidir.

ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN ZORLA GETİRİLMESİ KARARI NASIL YERİNE GETİRİLİR?

m.146/4-5-6

 

            Zorla getirmenin hangi süre içinde geçerli olacağı maddenin beşinci fıkrasında yer almıştır; ihzar belirli ölçüde zor kullanmayı gerektirebileceğinden geçerli olduğu sürenin belirlenmesi, özgürlüklerin korunması yönünden önemlidir. Esasen dördüncü fıkra, bu bakımdan diğer bir teminatı da içermektedir: İhzar edilen şüpheli veya sanık, ilke olarak derhâl, olanaklı bulunmadığı takdirde, yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde çağıran mercilerin önüne götürülecek ve yine derhâl sorguya çekilecek ve ifadesi alınacaktır. Yol süresi ile yirmi dört saatlik sürenin toplamı aşılmamalıdır. Bu süreyi geçiren görevlilerin, ceza sorumluluğu sözkonusu olacaktır.

            Süreye gelince, beşinci fıkraya göre ihzar, getirme bakımından haklı sayılacak bir saatte başlayacak ve çağıran mercilerin sorguyu yapmaları veya ifade almaları ile sona erecektir.

Zorla getirme kararı yerine getirilemediğinde, yerine getirememe nedenleri kolluk görevlisi ve mahalle veya köy muhtarınca düzenlenecek tutanağa yazılır ve altı bu kişilerce imzalanır (m.146/6). Böylece zorla getirme yerine kişiye haber bırakıp ertesi gün adliyede bekleme, kişi gelmeyince de zorla getirme yazısının arkasına yazma uygulaması sona erecektir. Zorla getirilemeyen kişi ile ilgili bu hususun  muhtar ile birlikte yazılması gerekir. Tabi ki bu durumda da kolluğun muhtardan önceden imzalanmış boş kağıt alıp üzerine doldurma uygulaması ile karşılaşılabilecektir. Bu son durum resmi evrakta sahtecilik sonucunu doğuracağından bu husus kolluğa açıklanmalıdır.

Sanığın duruşmalardan kaçması veya adresinin tespit edilememesi halinde ifadesinin temini için gıyaben tutuklanmasını düzenleyen CMUK nun 223-229 maddelerinin karşılığı olabilecek bir madde CMK da yoktur. Bu nedenle sanığın ifadesinin temini için gıyaben tutuklanması yolu artık kapanmıştır. Buna karşılık olarak CMK nun 199. maddesi uyarınca mahkeme YAKALAMA EMRİ ile sanığın getirilmesine her zaman karar verebilir. Davetiyeye rağmen sanık gelmediğinde ya da kendisine ulaşılamadığında, yani sanık kaçak durumda olduğunda, Mahkeme sanığın ifadesinin temini için CMK 199 uyarınca sanık hakkında YAKALAMA KARARI çıkarabilecektir. Yakalama kararı ile yakalanan şüpheli veya sanık ya savcılıkça serbest bırakılacak (yakalanmasına karar verilen işlemleri yapıldıktan sonra) ya da mahkemesine gönderilecektir. İlgili mahkeme ya sanığın yakalanmasına karar vermesine yol açan işlemleri yaptıktan sonra (örneğin ifadesini aldıktın sonra) serbest bırakacak ya da tutuklama veya adli kontrol kararı verecektir. Verilen bu yakalama kararı bugünkü gıyabi tutuklamaya ilişkin sonuçları doğuracaktır.

ŞÜPHELİNİN VEYA SANIĞIN İFADESİNİN ALINMASINDA VEYA SORGUYA ÇEKİLMESİNDE UYULMASI GEREKEN İLKELER NELERDİR?

m.147/1

          CMUK 135. maddede yer alan haklar artık CMK 147 de yer almaktadır. Eski düzenleme ile temelde aynı olan maddede farklı olarak (g) bendinde ifade verenin KİŞİSEL VE EKONOMİK DURUMU hakkında bilgi alınacağı kabul edilmiştir. Yine (h) bendinde ifade veya sorgunun kaydında teknik imkanlardan yararlanmaya olanak tanınmıştır. Böylece kişinin ifadesinin ses veya görüntü kaydedici araçlarla kayda alınmasına yasal dayanak getirilmiştir.

          Üzerine suç atılan veya şüphe altına sokulan kimsenin savunma hakkını güvence altına almak amacıyla, sorgunun veya ifade almanın ne suretle icra edileceğini, madde ayrıntıları ile göstermektedir. Konulan esaslar, hâkim, mahkeme, Cumhuriyet savcısı, kolluk âmir ve memurları hakkında aynı derecede olmak üzere geçerlidir. Maddenin, şüpheli veya sanığın haklarını saptayan ve sonra sorgu  yapacak ve ifade alacak yetkililere hitap eden iki kategori hükmü içermesi uygun görülmüştür.

            Önce hakları belirlenebilir:

  1. Şüpheli veya sanığın ifadelerinin alınması veya sorguya çekilmeleri bakımından tesis edilen hakların başında birinci fıkranın (5) numaralı bendinde yer alan susma hakkı geliyor. Susma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde yer alıp en temel insan haklarından birisini oluşturan suçsuzluk karinesinin tamamlayıcı unsurudur. Ancak susma hakkı, “isnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmamayı” kapsamaktadır. Yoksa kişi, (1) numaralı bentte açıkça beyan olunduğu üzere “kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.”
  2. Sorguya çekilecek veya ifadesi alınacak şüpheli veya sanığın yararlandığı ikinci temel savunma hakkı, avukat bulundurabilmektir. İfade alma veya sorgudan önce adı geçenlere bu hakları hatırlatacak, avukat atayabilecek durumda değillerse baroca seçilecek bir avukat isteyebilecekleri ve onun hukukî yardımından yararlanabilecekleri ve bu avukatın vekâletname aranmaksızın ifade ve sorguda hazır bulunabileceği bildirilecektir.
  3. Üçüncü hak, yakalanan kişinin yakınlarına yakalandığını bildirmesinin sağlanmasıdır.

          4.Dördüncü hak, adı geçenlerin somut delillerin toplanmasını isteyebileceğinin hatırlatılmasıdır. Bu husus sorgu ve ifade alma sırasında, şüpheli veya sanığa şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağının sağlanmasını emreden ve (6) numaralı bentte yer alan hükümde, güvence altına alınmıştır.

  1. (2) numaralı bentte yer alan ve şüpheli veya sanığa isnat edilen suçun da anlatılacağını saptayan hüküm de esaslı bir güvence oluşturmaktadır.

            Maddenin ifade alacak veya sorgulama yapacak yetkililere hitap eden hükümleri ve yükümleri ise, yukarıda şüpheli veya sanığın haklarına ilişkin yükümlere ek olarak şunlardır:

  1. Kimliğin saptanması,
  2. İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel durumu hakkında bilgi alınması,
  3. İfade veya sorgunun bir tutanağa bağlanmasıdır.

 

İFADE ALMA VE SORGUDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER VE YASAK USULLER NELERDİR?

m.148

  148. madde, ifade almada veya sorguda başvurulmaması gereken ve bazen kanunlara göre suç oluşturacak olan yasak usulleri göstermektedir. 1412 SK.nun 135/a maddesinin karşılığıdır.

            İfadesi alınan veya sorguya çekilen kişinin belli bir şekilde suçlanan  kişi olması nedeniyle, şüpheli veya sanık statüsünde olduğu konusunda kuşku yoktur.

            Madde, şüpheli veya sanığın beyanının hür iradesine dayanması gerektiği ilkesini koymaktadır. Böyle olunca, özgür iradeyi engelleyici nitelikte hiçbir davranışa başvurulamaz. Birinci fıkranın ikinci tümcesinde yer alan ve özgür iradeyi engelleyici nitelikteki eylemler aslında örnek olarak gösterilmektedir: Kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddet gibi bazı araçlar uygulanamaz. Bu hâllerin ortak nitelikleri ruhsal veya bedensel müdahale olarak, iradeyi bozmalarıdır. Ayrıca ikinci fıkra, iradeyi bozacak nitelikte kanuna aykırı  yarar  vaat edilemeyeceğini de hükme bağlamıştır.

 

            İfade alma ve sorguda yasak yöntemler de temelde aynıdır. Ancak son derece önemli iki yeni düzenleme getirilmiştir. Bu hükümler 213 ve 217/2 ile birlikte değerlendirilmedir. Buna göre;

a)Şüphelinin ve sanığın ifadesi müdafii olmaksızın kolluk tarafından alınmış ise ve bu ifade hakim veya mahkeme huzurunda doğrulanmamış ise bu ifade HÜKME ESAS ALINAMAZ. Bu durumda Kolluk ifadesinin hükme esas alınabilmesi için; ya şüpheli veya sanığın ifadesinin müdafii huzurunda alınmış olması ya da kolluğun müdafi olmadan aldığı ifadenin hakim veya mahkeme huzurunda ifadesi alınan şüpheli veya sanığın bu ifadeyi doğrulaması gerekecektir (m.148/4).

b)İfadesi alınmış olan şüphelinin aynı olayla ilgili olarak YENİDEN İFADESİNİN ALINMASI GEREKTİĞİNDE, ikinci kez alınacak bu ifade alma işlemi ancak C. SAVCISI TARAFINDAN yapılabilecektir (m.148/5).

 

DELİL YASAKLARI;

Delil yasağı daima bir temel haktır. Bir temel hakkın ihlal edilmesi halinde karşımıza yasak delil çıkar. Bu nedenle delil yasağı kavramı daha yerinde bir kavramdır. Ancak yasak kanıt veya yasak delil kavramı da bir sonuç olarak kullanılabilir.

Tanıklıktan çekinme hakkı nerede ise en eski delil yasağıdır. Kişisel ilişkiler bazen toplumsal ilişkilerin önündedir. Anne, babası ile olan ilişkin ve güven duygusu toplumsal nedenlere dayanarak zedelenemez. Bu yüzden bu gibi kişilerin tanıklığı zorunlu değildir.

Temel hak ve özgürlükler temeline oturan delil yasakları son derece önemlidir.

CMUK 254/2, Anayasa 38/8 maddesindeki düzenlemeler delil yasaklarına ilişkindir. Yeni CMK da 217/2 de bu kurala yer verildi.

CMUK 254/2 maddesinde hükme esas alma yasaklandığı için hukuka aykırı elde edilen deliller dava açmaya, koruma tedbiri uygulamaya engel değildi.

Anayasa 38/8 da “kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz” denilerek bu kapsam genişletildi. Delil yerine bulgu hukuka aykırılık yerine kanuna aykırılık kavramı konuldu. Kanun deyimi ile tüm mevzuat dikkate alınacak hale gelmişti. Anayasa kuralı haline gelince sadece ceza yargılaması değil tüm yargılamalarda ve disiplin yargılamalarında delil yasakları dikkate alınır hale gelmiştir. CMK da Anayasanın bu hükmüne paralel bir düzenleme getirilmiştir.

CMK da delillerin bir ispat vasıtası olduğu öne çıkarılarak suçun ispatında hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağı hükme bağlandı. Buna göre “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” M.217/2

  1. maddede yasak yöntemler sayılmıştır. Yenilik olarak “zorla ilaç verme” kaldırılmış “ilaç verme” kavramı getirilmiştir. İlacın zorla verilmesi gerekli değildir. Zorla verme zaten yasaktır.

148/4 önemli bir yenilik getirmiştir. Kolluk tarafından alınan ifadenin geçerli olması bazı şartlara bağlanmıştır. Buna göre; kolluk ifadesinin geçerli olması için ya bu ifadenin şüphelinin müdafii ile birlikte alınması ya da müdafii olmadan alınan ifadenin mahkeme huzurunda tekrarı gerekir.

148/5 de kolluğun ifadesini aldığı kişini yeniden ifade için kolluğa gönderilmesi engellenmiştir.

206/2-a da kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddedileceği düzenlenmiştir.

230/1-b de delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmesi ve hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gerekçede gösterilmesi istenmektedir.

  1. maddesinde tesadüfen elde edilen delillerin değerlendirilmesi yöntemi açıklanarak delil yasakları kuralları tamamlanmıştır. Hukukçu olan savcının denetimini sağlamak amacıyla bu kural getirilmiştir.

ŞÜPHELİNİN VEYA SANIĞIN MÜDAFİ SEÇİMİNİ KİMLER YAPAR?

m.149/1

 

   Anayasanın 36. md.sine göre “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.”  Savunma hakkına sahip olan şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında avukatının yardımından faydalanır. Bugün savcı, şüpheli ve sanık öğrenmek, katılmak ve eleştirmek haklarına sahiptirler. 

   Bu madde, şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında bir veya birden fazla avukatın yardımından yararlanabileceğini, kanuni temsilcisi var ise onun da müdafi seçebileceğini kabul ediyor.

SORUŞTURMA EVRESİNDE ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN YANINDA EN FAZLA KAÇ AVUKAT BULUNABİLİR?

m.149/2

Bu madde, şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında bir veya birden fazla avukatın yardımından yararlanabileceğini kabul ediyor ve avukat sayısı bakımından bazı Batı kanunlarından farklı olarak buna kovuşturma evresinde bir sınırlama da getirmiyor. Ancak soruşturma evresinde bu sayı üçü geçemeyecektir.

AVUKATIN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA EVRELERİNDEKİ HAKLARI NELERDİR?

m.149/3

Soruşturma ve kovuşturmanın HER AŞAMASINDA AVUKATIN, şüpheli veya sanıkla GÖRÜŞME, ifade alma veya sorgu sürecinde YANINDA BULUNMA, HUKUKİ YARDIMDA BULUNMA hakkının ENGELLENEMEYECEĞİ ve KISITLANAMAYACAĞI kabul edilmiştir.

AVUKATIN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA EVRELERİNDEKİ HAKLARI NELERDİR?

m.149/3

Soruşturma ve kovuşturmanın HER AŞAMASINDA AVUKATIN, şüpheli veya sanıkla GÖRÜŞME, ifade alma veya sorgu sürecinde YANINDA BULUNMA, HUKUKİ YARDIMDA BULUNMA hakkının ENGELLENEMEYECEĞİ ve KISITLANAMAYACAĞI kabul edilmiştir.

MÜDAFİİNİN GÖREVLENDİRİLMESİ HANGİ HALLERDE ZORUNLUDUR?

m.150/2-3

        Eğer kişi 18 yaşından küçük ise ya da sağır veya dilsiz ise ve kendisini savunamayacak derecede MALUL olursa ve bir müdafii yok ise RESEN müdafi görevlendirilir.

Yeni yasa yeni bir ZORUNLU MÜDAFİLİK DURUMU GETİRMİŞTİR. Buna göre soruşturma konusu suçun cezasının ÜST SINIRI BEŞ YIL HAPİS İSE (ve elbetteki daha fazlası ise) ve kişinin müdafii yok ise istem olmaksızın resen müdafi atanır (m.150/3). Bu durumda ağır ceza mahkemesinin görevine giren tüm suçlarda, tüm sanıklar için müdafi zorunlu hale gelmiştir. Asliye ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda ceza miktarının üst sınırına bakılacaktır. Sulh ceza mahkemeleri 2 yıldan daha az cezayı gerektiren suçlara baktığından bu mahkemeler için yeni bir durum söz konusu değildir.

MÜDAFİ GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİĞİNDE YAPILACAK İŞLEM NEDİR?

m.151/1-2

Madde, 150 nci madde gereğince atanan avukatın görevine ilişkindir. Bu avukat duruşmaları noksansız izleyecek, görevinin gereklerini yerine getirecektir. Görevini gereğince yerine getirmeyerek duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilecek olursa hâkim veya mahkeme hemen başka bir avukat atayacaktır. Böylece 156 ncı maddeye bir istisna getirilmekte ve avukatın atanması ile birlikte seçimi de hâkim veya mahkeme tarafından yapılmaktadır. Bu hâl duruşmanın ertelenmesi nedeni de olabilecektir.

            Tasarıya göre ceza davasının bir duruşmada bitirilmesi esas kuraldır. Ancak ikinci fıkra, birinci fıkranın öngördüğü hâlde davanın erteleneceği bir hâli göstermektedir: Bu hâl avukatın savunmasını hazırlamak üzere yeterli zaman olmadığını açıklamasıdır.

AYNI MÜDAFİ ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN BİRDEN FAZLA OLMASI HALİNDE BUNLARIN SAVUNMASINI     YAPABİLİR Mİ?

m.152/1

            Madde, ceza davasının, hakkaniyete uygun tarzda adil yargılama ilkesine uygun olarak yürütülebilmesi için, savunma yönünden çok önemli olan bir ilkeyi belirtmektedir: Avukatın, aynı davada birden fazla sanığı veya soruşturmada birden fazla şüpheliyi savunma görevi alabileceği kabul edilmiştir. Ancak bunun koşulu, bu kişilerin davanın savunulmasındaki yararlarının çelişkili olmaması yani birbirine uygun bulunması olarak saptanmıştır.

MÜDAFİİN SORUŞTURMA EVRESİNDE DOSYAYI İNCELEME YETKİSİ VAR MI?

m.153/1

            Madde, savunma hakkı ve silâhların eşitliği ilkeleri bakımından büyük önem taşıyan, avukatın “bilgilere ulaşabilmesi” konusunu düzenlemektedir. Cumhuriyet savcısı, araştırma evresinde dosya esasen elinde bulunduğundan, her türlü bilgiye sahiptir. Avukatın dosyaya ulaşabilmesi hakkı ise, karşılaştırmalı mevzuatta birbirine göre farklı şekillerde düzenlenmiştir. Esas ilke, avukatın delillerin araştırılması yönünden bir tehlike arz etmediği hâllerde dosyaya ulaşabilmesidir.  İspanyol  Usul  Kanununun  302  nci  ve  Alman Usul Kanununun 143 üncü maddeleri bu esası kabul etmişlerdir. Buna karşılık Doğu Avrupa ülkelerinde dosyayı inceleme hakkı, ilke olarak soruşturma evresi sona erdikten sonra başlamakta, çocuk ve malûller hakkında ise ilk ithamdan itibaren bu hak kullanılabilmektedir.

            Esasta 1412 sayılı Kanunun 18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanunla değişik 143 üncü maddesindeki düzenlemeye bağlı kalan Tasarının sistemi şöyledir:

             Kural olarak avukat, soruşturma evresine ilişkin dosyanın tüm içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

 

MÜDAFİİN SORUŞTURMA SIRASINDA DOSYAYI İNCELEME YETKİSİ KISITLANABİLİR Mİ?

m.153/2-3

            Avukatın dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetki sınırlanabilir.

             Ancak avukatın soruşturma evresinde şüphelinin ifade veya sorgusunu içeren tutanakları, bilirkişi raporlarını, müvekkilinin hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanak ve belgeleri incelemek ve harç ödemeden bunların örneklerini alma hakkı mutlaktır. Bunlar hakkında ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

MÜDAFİİN  DOSYAYI  İNCELEME YETKİSİ NE ZAMAN TAMAMEN SERBEST OLUR?

m.153/4 

             İddianamenin mahkemeye verilmesinden sonra avukat dosyanın bütün içeriğini yani maddî bütün delil, iz, eser ve emareleri, eşyayı, bilgisayar içeriklerini, velhasıl dosyaya dahil her şeye ulaşabilmek ve tutanak ve belgelerin örneklerini harç ödemeden alma hakkına sahiptir.

             Maddenin içerdiği haklardan, suçtan zarar görenin vekili de, 5. fıkraya göre yararlanabilecektir.

MÜDAFİ İLE ŞÜPHELİ VEYA SANIK SORUŞTURMA EVRESİNDE GÖRÜŞME YAPABİLİR Mİ?

m.154/1

            Madde, avukatın, vekâletnamesinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına gerek olmadan yakalanan, gözaltına alınan, muhafaza altına alınan veya tutuklu bulunan şüpheli veya sanık ile her zaman görüşebileceği ilkesini getirmiş bulunmaktadır. Bu hâlde tutukevinin iç düzenine, elbette ki uyulacaktır.

            Maddede, görüşmenin, savunma hakkının gereğine uygun olarak cereyan edebilmesi için gerekli maddî koşullar da gösterilmiştir. İdare tarafından başkalarının duyamayacağı bir ortamın görüşmede sağlanması zorunludur. Ayrıca ilgilinin avukatı ile olan yazışmaları hiçbir suretle denetimden geçirilmeyecektir.

 

KANUNİ TEMSİLCİYE DURUŞMA GÜNÜ BİLDİRİLİR Mİ?

SANIĞIN EŞİ DURUŞMAYA KABUL EDİLİR Mİ?

m.155/1-2

 Madde özellikle küçük sanıklar için yeni bir durum getirmektedir. Buna göre; sanığın KANUNİ TEMSİLCİSİNE DURUŞMA GÜNÜ VE SAATİ BİLDİRİLİR. Bu kişi duruşmaya gelir ise dinlenebilir. Sanığın eşine duruşma gününü bildirilmesine gerek yoktur. Ancak kendiliğinden davaya gelir ise sanığın EŞİ DE DİNLENEBİLİR. 1412 SK. 145 md.si, yasal temsilci veya eşin istemeleri durumunda, mahkemece dinlenmeleri zorunluluğu bulunmaktayken, yeni kanunun bu maddesi ile zorunluluk kaldırılmış ve mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Elbetteki sanığın eşinin davada taraf olması durumunda taraf sıfatı ile dinleneceğinden ayrıca eş olarak dinlenmesine gerek yoktur. Ancak sanığın kanuni temsilcisinin davada taraf sıfatının bulunması durumunda sanığa ayrıca bir kayyım veya vasi tayin edilip edilmeyeceği hususu yasada açık bırakılmıştır. Böyle bir düzenleme olmadığından, bu durumda sanığa kayyım veya vasi tayinine gerek olmadığı kanısındayım.

 

MÜDAFİİN GÖREVLENDİRİLMESİNDE USUL NEDİR?

 m.156

 

Şüpheli veya sanık soruşturma ya da kovuşturma evresinde avukat seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemesi halinde, kendisine baro tarafından bir müdafii görevlendirilir. Ancak görevlendirme doğrudan şüpheli veya sanığın talebiyle değil, adli mercilerin barodan istemiyle olur. İstemde bulunan adli merciler, soruşturma veya kovuşturma evresine göre farklıdır. Soruşturma evresinde, ifadeyi alan mercin veya sorguyu yapan hakimin barodan bir müdafinin görevlendirilmesini istemesi gerekir. İfadeyi alan mercii, C.Savcısı veya adli kolluktur. Kovuşturma evresinde, baroca görevlendirme mahkemenin istemiyle olacaktır.

Madde, Tasarının değişik maddelerinde yer alan ve avukatın yardımından istifade ettirilmenin kanun gereği mecburî olduğu hâllerde işlemin ne suretle gerçekleştirileceğini göstermektedir: İlke, avukat atanması kararının hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi, avukatın seçiminin ise baro tarafından yapılmasıdır. Avukat seçiminin de hâkim veya mahkeme tarafından yapılacağını belirten kanun hükümleri saklıdır.

            Seçimi yapacak olan soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yerdeki barodur.

            Şüpheli veya sanık sonradan bir avukat seçerse önceden seçilmiş avukatın görevi son bulur.

SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİNİN SINIRLARI NEDİR?

m.157/1

            Soruşturmanın gizliliği kural olarak kabul edilmekle birlikte; bu gizliliğin SAVUNMA HAKLARINA ZARAR VERMEMESİ gerektiği temel olarak kabul edilmiştir.

            Soruşturma evresinin gizliliği, ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluktur. Ancak her şeyden önce suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünden de vazgeçilemez niteliktedir. Aksi takdirde, bizde ve yabancı ülkelerde örneklerine rastlandığı üzere yargısız infazlar sonucu insanlar ıstıraplara sürüklenmekte ve suçsuzluk karinesi böylece lafta kalmaktadır.

Bu maddenin ihlali TCK. 285.md.sinde düzenlenmiştir.

İHBAR VE ŞİKAYET HANGİ MAKAMA YAPILIR?

m.158/1-2-3-4

 

İhbar ve şikayete ilişkin 158. madde genel olarak aynıdır. İhbarlar, Cumhuriyet savcılığına, kolluk makam ve memurlarına ve sulh ceza hâkimlerine, vali ve kaymakamlara, yurt dışında işlenip Türkiye’de takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik veya konsolosluklarına yapılabilecektir.

Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikayet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

Bu maddenin ihlali TCK. 279.md.sinde düzenlenmiştir.

 

İHBAR VEYA ŞİKAYET ŞEKLİ NASIL OLMALI?

m.158/5

 

İhbarlar sözlü veya yazılı olabilirler. Sözlü yapıldığında hemen tutanağa bağlanacaktır. İhbarı alan ve yukarıda belirtilen bu merciler ihbarı hemen, yerine göre yasal veya adlî mercilere vereceklerdir.

İNCEKAŞ HUKUK

Av. Saim İNCEKAŞ

 

 

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İLETİŞİM
Soru Sor
Danışma Formu
WhatsApp
Telefon Görüşmesi