Adi Kefalet Sözleşmesine İtiraz Dilekçesi

Adi Kefalet Sözleşmesine İtiraz Dilekçesi

YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’NE

Gönderilmek Üzere

X ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

TEHİR-İ İCRA TALEBİ VARDIR

DOSYA NO                          :

TEMYİZ EDEN

(DAVALI)                             :

VEKİLLERİ                            :

DAVACI                                :

VEKİLİ                                   :

KONUSU                             : X sayılı  tarihli kararının usul ve esas yönünden BOZULMASINA karar verilmesi isteminden ibarettir.

TEMYİZ SEBEPLERİMİZ   :

  • Yerel Mahkeme

Davalı X’e ait hastane kayıtları celp edilerek adli tıp kurumundan rapor istendiği, adli tıp kurumunun 29/06/2015 tarihli yazısında akit tarihi öncesi, sonrası, tüm tıbbi belgeler ile X gün saat 08:30 da nüfus cüzdanı veya mahkemece müdürlenmiş iki adet fotoğrafını içeren dosya fotokopisiyle birlikte gönderilmesinin talep edildiği, davalı ve vekilinin bu yazı cevabını yerine getirmediği

Davalıya ilişkin uyap üzerinde yapılan incelemelerde b başka dosyalarının bulunduğu, hiç birisinde ve Tüketici mahkemesinde açılan davada medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olmadığına ilişkin itirazda bulunmadığı, işbu davadaki söz konusu itirazın davayı uzatmaya matuf olduğu anlaşılmakla bu konudaki ara karardan mahkemece vazgeçildiği

Davalının kefilliği adi kefillik niteliğinde olup davacı borçlu hakkında yapmış olduğu İstanbul Anadolu….İcra Müdürlüğünün …….sayılı dosyasında söz konusu icra takibinin semeresiz kaldığı, bu nedenle kefil hakkında işbu dava ile alacak davası açtığı, davasında haklı olduğu, borçluya karşı yapılan takibin semeresiz kaldığı

Gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Öncelikle ,Yerel Mahkeme’nin müvekkilimizin Adli Tıp Kurumu’na bir defaya mahsus olarak gidememesini “ davayı uzatmaya matuf “ olarak değerlendirmesi bu yöndeki ara kararından rücu etmesi isabetli olmamamıştır.Zira ;

Yerel mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumu’na yazı yazılmış Adli Tıp Kurumu’nun 18.05.2015 tarihli cevabi yazısı ile “ Şahsın muayene edilebilmesi için gönderilmeden önce UYAP SİSTEMİ ÜZERİNDEN RANDEVU ALINDIKTAN SONRA gönderilirken kimliği ile birlikte ayrıca kişiye ait en son çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğrafının arkasının ilgili Mahekeme’ce mühürlenip adı soyadı yazılı olarak tasdik edilip gönderilmesine  “ karar verildiği bildirilmiştir.

07.2015 tarihli duruşmada, Adli Tıp Kurumu’nun 18.05.2015 tarihli bu yazsısının tarafımıza tebliğine karar verilmiş ise de bu yazı tarafımıza ancak 03.11.2015 tarihinde yani muayene günü olan 09.11.2015 tarihinden 6 gün önce (duruşmadan ise 4 ay sonra) tebliğ edilmiş ve yaşlı ve hasta olan müvekkilim ile irtibat kurulabilmesinin gecikmesi ve irtibat kurulduğunda ise müvekkilimin muayene gününe yetişememesi sebebi ile muayeneye katılma imkanı olmamıştır.

Yerel Mahkeme’ce 24.11.2015 tarihli duruşmada “Davalı vekiline Adli Tıp Kurumu’nun 29.06.2015 tarihli yazısında belirttiği hususları yerine getirmesi için iki haftalık kesin süre verilmesine,Adli Tıp Kurumu’nun yazısındaki hususlar yerine getirildiğinde dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi” ve duruşmanın 15.12.2015 tarihine ( yani 20 gün sonraya) bırakılmasına karar verilmiştir.

Tarafımızdan iki haftalık yasal süre içerisinde olmak üzere 02.12.2015 tarihinde Yerel Mahkeme’ye verilen dilekçe ile Adli Tıp Kurumu’nun önceki cevabi yazısı doğrultusunda muayene için randevu alınması ve dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi talebinde bulunulmuş olmasına rağmen Adli Tıp Kurumu’ndan randevu günü alınmaması sebebi ile muayeneye gidilememiştir.

Yerel Mahkeme tarafından ; esasen yasal süre içerisinde ara kararını yerine getirmek üzere vermiş olduğumuz 02.12.2015 tarihli dilekçemizin gereğinin Mahkeme tarafından yerine getirilmemiş olmasına bu nedenle muayeneye gidilememiş olmasına rağmen,bu hatanın tarafımızdan kaynaklanmışçasına “ davayı uzatmaya matuf “ olarak değerlendirilmesi ve aleyhimize yorumlanmış olaması isabetsiz olup kararın bu nedenle bozulması ve müvekkilimin Adli Tıp Kurumu’na sevki gerekmektedir.

Yerel Mahkeme’nin Adli Tıp Kurumu’na sevk kararından rücü etmesine gerekçe gösterdiği, müvekkilimin “ Tüketici Mahkemesinde açılan davada medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olmadığına ilişkin itirazda bulunmadığı” yönündeki saptamaısı da yerinde değildir.Zira ; Tüketici mahkemesi’nde görülen davada müvekkilim başka avukatlar tarafından temsil edilmiş olup, müvekkilimin kendiliğinden bu yönde hukuki bir savunma yapabileceği beklenemeyeceği gibi,Tüketici mahkemesi’nde müvekkilimi temsil eden avukatlarının da müvekkilimin sağlık durumundan haberdar olmamaları sebebi ile bu yönde bir savunma yapma gereği duymamış olmaları hususu izahtan vareste olup, başka bir davada bu yönde bir savunma ve iddiada bulunulamayacağı yönündeki kanaat Evrensel Hukuk İlkeleri,HMK ve savunma hakkı ile örtüşmemektedir ve kararın bu sebeple de bozulması gerekmektedir.

  • Kefilliğin geçerli olabilmesi için asıl borcun var olması gerekir.(B.K. md 582 “ Kefalet sözleşmesi mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir.)Asıl borç hukuka ve ahlaka aykırılık sebebi ile geçersiz ise bu durumda kefillikte geçersiz olur:

Müvekkilin kefil olduğu iddia edilen harici taşınmaz satış sözleşmesi  Türk Borçlar Kanunu ,Türk Medeni kanunu ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak resmi şekilde yapılmamış olduğundan  ve Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince kefalet ancak  geçerli bir borç karşısında hüküm ifade edeceğinden ,başka bir anlatımla asıl borcun geçersiz olması durumunda buna bağlı olarak düzenlenen kefalet akdi de geçersiz olacağından ve asıl borç şekil noksanı sebebi ile geçersiz olduğundan bunun ferisi olan kefalet akdi de geçersiz olacağından, davanın reddi gerkmektedir.Bu husustaki yerleşik Yargıtay karar ve uygulamalarından Yargıtay 13.Hukuk Dairesi’nin E.2003/1647 , K.2003/2636 sayılı ve 11.03.2003 tarihli kararını dilekçemiz ekinde  Yerel Mahkeme’ye sunmuş bulunuyoruz .

YEREL MAHKEME KARARINDA ; KEFİLLİĞİN GEÇERLİ OLABİLMESİ İÇİN ASIL BORCUN VAR OLMASI GEREKTİĞİNİ ÖNGEREN BORÇLAR KANUNU’NUN 582.MADDESİ VE DOSYAYA SUNMUŞ BULUNDUĞUMUZ YARGITAY 13.HUKUK DAİRESİ’NİN E.2003/1647-K.2003/2636- SAYILI 11.03.20013 TARİHLİ KARARININ AKSİNE BİR HUKUKİ SEBEP GÖSTERMİŞ OLMAMAKLA  YEREL MAHKEME KARARININ BOZULMASI GEREKMEKTEDİR.

  • Davacı taraf , müvekkilimin kefil olarak imzaladığı iddia edilen 29.11.2011 tarihli protokol gereğince 30.01.2002 tarihli 0086728 sayılı 411.000,00 TL bedelli Kuveyt Türk Ümraniye Şubesi’nin çeki ödenmediğinde, 30.01.2002 tarihli 0086737  sayılı 410.000,00 TL bedelli ………….. Ümraniye Şubesi’nin çeki ile değiştirmiş, daha sonra bu çekin de ödenmemesi sebebi ile altında müvekkilimin imzası bulunmayan  ek bir protokol düzenleyerek  03.2012 tarihli 89825 numaralı çeki almıştır.Müvekkilimin altında imzası bulunmayan bu ek protokol de alınan çekin vadesi uzatıldığı gibi çek tutarı dahi belirtilmemiştir.

Eski çekin iadesi karşılığında daha uzun süreli yeni bir çek verilmesi yenileme mahiyetindedir.Kambiyo hukuku kurallarına göre eskisinin  yerine yeni bir çekin imzalanması eskisinden tamamen bağımsız yeni bir borç doğrur.Dava konusu olayda, kambiyo senedine bağlı borcun süresi ve miktarı yenilenerek yeni bir kambiyo taahhüdünde bulunulmakla birlikte borçluya sona erdirilen ilk borcu ortaya koyan çekin iadesi teslimi de ( müvekkilimin imzası bulunmamakla birlikte) yazılı anlaşma ile açıkça öngörülmüştür.Dolayısı ile eski çekin iadesi karşılığında yeni bir çek düzenlenip verilmesi söz konusu olup bu açıkça yenileme iradesini göstermektedir. Ve yenileme anlaşması nitelğindedir.Borçlar Kanunu’nun Kefalet hükümlerini düzenleyen maddeleri uyarınca asıl borcun yenilenmesi halinde asıl borç ile birlikte kefillikte düşeceğinden kararın  bu sebeple de  bozulması  gerekmek.Bu konu ile ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E.2005/12-188,K.2005/204 sayılı ve 30.03.2005 tarihli kararını  da dilekçemiz ekinde  Yerel mahkeme’ye sunmuş bulunuyoruz.

YEREL MAHKEME;   ESKİ ÇEKİN İADESİ KARŞIĞINDA YENİ BİR ÇEKİN DÜZENLENİP VERİLMESİNİN AÇIKÇA  BORCUN YENİLENMESİ İRADESİNİ GÖSTERDİĞİNİ VE BU SEBEBPLE ASIL BORÇ İLE BİRLİKTE KEFALETİN DE DÜŞECEĞİNİ İÇTİHAD EDEN YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN E.2005/12-188 –K.2005/204 SAYILI 30.03.2005 TARİHLİ KARARININ AKSİNE BİR HUKUKİ SEBEP  MADDİ VAKIA VE OLGU GÖSTERMEMİŞ OLMAKLA DA KARARIN BOZULMASI GEREKMEKTEDİR.

YEREL MAHKEME KARARINDA; 01.2012 TARİHLİ ÇEKİN VADESİNDEN İTİBAREN 1 AY SÜRE İÇERİSNDE YASAL YOLLARA BAŞVURULMAMASI HALİNDE ADİ KEFALETİN DÜŞMÜŞ OLACAĞINI ÖNGÖREN BORÇLAR KANUNU HÜKÜMLERİ VE YARGITAY İÇTİHATLARININ AKSİNE DE BİR HUKUKİ SEBEP YA DA DELİL ORTAYA KONULMAMIŞ Ş OLMAMAKLA  DA KARARIN BOZULMASI  GEREKMEKTEDİR:

29.11.2011 tarihli müvekkilimin kefil sıfatı ile imzaladığı protokolden anlaşılacağı üzere , müvekkilimin ancak 30.01.2012 tarihli 0086737 numaralı ve 410.000,00 bedelli çekin ödenmesine kefil olduğu iddia edilebilir ki bu durumda da ancak müvekkilimin süreli kefaletinden söz edilebilir.Süreli adi kefalet ise sürenin sona ermesi ile birlikte düşer.Protokolün imzalanmış olduğu tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’muzun süreli kefaleti düzenleyen  493.maddesinde, sözleşme ile belirlenen sürenin sona ermesi durumunda  alacaklının takip eden bir aylık süre içerisinde icraya ya da mahkemeye başvurması gerektiği,bu gerekliliği yerine getirmez ya da yerine getirir de takibata uzun bir süre ara verirse, kefilin artık sorumluluktan kurtulacağı belrtilmektedir.Davacı taraf çekin vade tarihi olan 30.01.2012 tarihinden itibaren  bir aylık süre içerisinde kefil sıfatı ile müvekkilime müracaat etmemiş ancak üç ay sonra 05.04.2012 tarihinde icra takibi başlatmış olmakla ,asıl borçlu hakkında başlattığı icra takibi ile ilgili olarak aciz vesikası almamış olduğu gibi bu icra dosyasındaki son işlem tarihinden sonra dahi bir aylık süreyi geçirmiş olmakla,yani kefalet süresinin sona ermesi ve yasal süre içerisinde kefile müracaat edilmemiş olması sebebi ile de kararın bozulması gerekmektedir.

Kaldı ki ; İstanbul Anadolu…İcra Müdürlüğünün………. sayılı dosyası ile başlatılan ve itiraz edilen icra takibi ve itiraz sonucu İstanbul …Tüketici Mahkemesinin….  E ………….. K sayılı dosyası ile açılan  itirazın iptali davasının dava  tarihi de bir aylık yasal sürenin geçmesinden sonradır ki kararın bu nedenle de bozulması gerekmektedir.

DAVACI TARAF, MÜVEKKİLİME BAŞVURMADAN ÖNCE KANUNUN ÖNGÖRDÜĞÜ VE YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ’NİN E.2008/9803,K.2010/681 SAYI VE 25.01.2010 TARİHLİ KARARINDA VURGULANDIĞI ÜZERE ASIL BORÇLU HAKKINDA KANUNA VE USULE UYGUN OLARAK “ ACİZ VESİKASI “ ALMAMIŞ DOSYAYA SUNMAMIŞ VE İCRA DOSYASINDAN ANLAŞILACAĞI ÜZERE ASIL BORÇLUNUN HACZEDEREK MUHAFAZA ALTINA ALDIĞI MENKULLERİNİN SATIŞINI YAPMAYARAK SATIŞI DÜŞÜRMÜŞ OLMAKLA, DAVANIN ESASTAN OLDUĞU GİBİ DAVA ŞARTLARININ YOKLUĞU SEBEBİ İLE DE REDDİ GEREKİRKEN DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLMİŞ OLMASI DA BOZMAYI GEREKTİRMEKTEDİR.

Davacı tarafın müvekkilim olan kefile müracaat edebilmesi için, öncelikçe asıl borçlu hakkında yasal işlem yapması ve yasal prosedürü tamamlamış olmasına rağmen  alacağını tamamen veya kısmen tahsil edemediğini  borçlu hakkında alacağı “ aciz vesikası “ ile ortaya koyması ve ispatlaması gerekirken Borçlar kanunu ve Yargıtay uygulamalarının bu amir hükümleri  de yerine getirilmemiş, davacı taraf başlatmış olduğu icra takibi ile ilgili olarak aciz vesikası almadığı gibi haczederek muhafaza altına almış olduğu taşınırların satışını dahi yapmamış olduğundan davanın                bu dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebi ile de bozulması gerekmektedir..Davacının aciz vesikası alması gerektiğine dair Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin E.2008/9803,K.2010/681 SAYI VE 25.01.2010 TARİHLİ KARARINI DA DİLEKÇEMİZ EKİNDE YEREL MAHKEMEYE SUNMUŞ BULUNUYORUZ.

Aynı şekilde davacı taraf alacağının borçludan tahsilini kendi kusuru ile imkansızlaştırmıştır.Alacaklı taraf 29.11.2011 tarihli ek protokol ile borçlu tarafından ödeneceği taahhüt edilen ve müvekkilimin kefil sıfatı ile imzaladığı iddia edilen 30.01.2012 tarihli 0086737 sayılı 410.000,00 TL bedelli ……….Ümraniye Şubesi’nin çeki karşılıksız çıktığında ,borçlu aleyhine icra takibi yapmak sureti ile alacağın tahsili çabası içerisinde olsa idi hem alacağını tahsil edecek hem de yasaya ve hukuka aykırı olarak müvekkilimi mağdur etmeyecekti.Davacı tarafın alacağın tahsilini kendi kusuru sebebi ile imkansızlaştırmış olması ve bu durumun Yargıtay’ın “ Hiç Kimse Kendi Kusurundan Yararlanamaz” doğrultusundaki yerleşik içtihatlarına aykırı ve” hakkın kötüye kullanılması” niteliğinde olması  sebebi ile de kararın bozulması gerekir.

11.2011 TARİHLİ PROTOKOL VE ALTINDAKİ YAZI VE İMZALAR İNCELENDİĞİ’NDE

  1. Bütün protokol metni,isim ve soyisimler dahil bütün yazılaraın aynı elden çıkmış olduğu
  2. Bu yazıların müvekkilimin eli mahsulü olmadığı
  3. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarın belirtilmediği
  4. Kefalet tarihinin belirtilmediği
  5. Müvekkilimin, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı ,kefalet  tarihini ,yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmediği

Açıkça anlaşılmaktadır.Türk Borçlar Kanunu’nun 583.maddesinde düzenlenen ve yasadan doğan bu şekil şartlarına uyulup uyulmadığı,  hakimin hukuku kendiliğinden uygulama ilkesi doğrultusunda araştırılmaksızın,değerlendirilmeksizin  oluşturulan karar Kanun’a ve aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay Kararları’na aykırı olmakla da bozmayı gerektirir.

KEFALET SÖZLEŞMESİ • ŞEKİL ŞARTLARI

ÖZET: Kefalet sözleşmesi yazılı yapılmalı ve kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmelidir. Kefilin sorumlu olduğu miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefalet durumu sözleşmeye kefilin el yazısıyla yazılmalıdır. Y 6. HD E.2014/13440 K. 2014/14415 T.24.12.2014

Karar Dava kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın kaldılımması ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece, itirazın kaldırılmasına, inkar tazminatına ve kiralanın tahliyesine karar verilmiş, karar davalılardan kefil C.G. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davada dayanılan ve karara esas alınan 01.01.2014 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Bu kira sözleşmesini davalılardan C.G. kefil sıfatıyla imzalamış- tır. TBK 583. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe Yargıtay Kararları 265 geçerli olmaz. Kefgilin sorumlu oludğu azami miktarı kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatdla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.3 hükmü bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece takibe konu kira sözleşmesinde TBK’nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartlarna uyulup uyulmadığı üzerinde durularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ Yukarıda yazılı nedenle davalı kefil C.G. yönünden kararın 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’un 428 ve İİK’nin 366. maddesi uyarınca BOZULMASINA, istek halinde peşine alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 24.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KEFALET SÖZLEŞMESİ • ŞEKİL ŞARTI

ÖZET: Kefalet sözleşmesi yazılı yapılmalı, kefilin sorumlu olacağı miktar ve kefalet tarihi belirtilmelidir. Bu durum yasadan doğan şekil şartıdır. Y 6. HD E. 2015/699 K. 2015/2043 T. 2.3.2015

Davacı alacaklının, borçlu davalılar hakkında, kira alacağı nedeniyle tahliye istekli olarak başlatmış olduğu icra takibine, davalı borçluların itiraz etmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve kiralananın tahliyesi isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davalıların itirazlarının kaldırılmasına, tahliyeye ve icra inkar tazminatının karar verilmesi üzerine karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dayandıkları belgelere temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre davalı kiracının temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Davalı kefilin itirazın kaldırılmasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Davada dayanılan ve karara esas alınan 14.03.2013 başlangıç tarihli 266 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 89 • Sayı: 5 • Yıl: 2015 ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu kira sözleşmesini davalı C.T. kefil sıfatıyla imzalamıştır. TBK 583. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmü bulunmaktadır. Takibe konu kira sözleşmesinde TBK’nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartı- na uyulmadığından kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu durumda mahkemece davalı kefil hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı kiracı İ.T.’ın temyiz itirazlarının reddi ile adı geçen yönünden usul ve yasaya uygun olan kararın ONANMASINA, yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı kefil C.T.’ın temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’un 428 ve İİK’nin 366. maddesi uyarınca kararın davalı kefil yönünden BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına 02.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KEFALET SÖZLEŞMESİ

  • ŞEKİL ŞARTI ÖZET: Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinde belirlenen şekil şartına uyulmaksızın yapılmış olan kefalet sözleşmesi geçersizdir. Y. 6. HD E. 2014/13368 K. 2015/201 T.14.1.2015

Karar Davacı alacaklı tarafında, davalı borçlular aleyhine kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan tahliye istekli icra takibine davalı borçluların itiraz etmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması, kiralanın tahliyesi ve icnra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine karar davalı borçlular tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Kararları 267 Bu durum yasadan doğan şekil şartıdır. Davacı alacaklı, taraflar arasında düzenlenen 01.01.2013 başlangıç tarihli 1 yıl süreli ve aylık 3.750,00 TL bedelli kira sözleşmesine dayanarak Bakırköy 16.İcra Mü- dürlüğü4nün 2014/9085 sayılı dosyasında, 27.06.2014 tarihinde başlattığı icra tasibi ile Eylül 2013 ayı bakiye kirası ve aylık 3.750,00 TL’den Ekim 2013 H.Tekstil Konf.San.Tic.Ltd.Şti. itirazında ve duruşmadaki beyanlarında davaya konu kira bedellerinin imzasının bulunduğu belge ile toplam 135.000,00 TL ödendiği görülmekte olup davalı vekili tarafından belge altındaki imzanın müvekkilinin imzasına benzemediği belirtilmiş ise de imzanın davacıya ait olup olmadığı sorulmamıştır. Bu durumda mahkemece öncelikle söz konusu belgedeki imzanın davacı asile ait olup olmadığının sorulması, belge altındaki imza davacı asil tarafından inkar edilmesi halinde İcra İflas Kanunu’nun 269c/II maddesi hükmü gereği İcra İflas Kanunu’nun 68. maddesine göre ödeme belgesindeki imzanın davacı alacaklıya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile davalı kiracı şirket yönünden istemin kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 2- Davalı kefil C.A.’ın temyiz itirazlarına gelince; İcra taribinde davada dayanılan ve hükme esas alınan 01.01.2013 başlangıç tarihli 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Davalı C.A. sözleşmeyi müteselsil kefil olarak TBK’nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra 01.01.2013 tarihinde imzalamıştır. TBK’nın kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583. maddesi “Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmünü içermektedir. Takibe, konu kira sözleşmesinde TBK’nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartına uyulmadığından kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu durumda mahkemeyce itirazın kaldırılması isteminin davalı kefil C.A. yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen 268 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 89 • Sayı: 5 • Yıl: 2015 geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’un 428 ve İİK’nin 366. maddesi uyarınca karacrın BOZULMASINA, istek halinde peşine alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 14.01.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • Yerel Mahkeme kararında, davaya cevap ve cevaba cevap dilekçemizde yer verdiğimiz itiraz ve def’ilerimizin hiç birisi değerlendirilmemiş, hangi sebeplerle kabul görmediğine ya da reddedildiğine değinilmemiş hatta davanın kabulüne gerekçe olarak “ davacının davasının haklı olduğu “ gibi soyut bir gerekçeye yer verilmiş olması, kararın tarafımızdan kabulünü imkansız kıldığı gibi, karar bu hali ile Türk Borçlar Kanunu’nun emredici hükümlerine,Yüksek Yargıtay kararları’na,HMK’na  ve Anayasa Mahkemesi Kararları’na  açıkça aykırı olmakla da bozmayı gerektirmektedir.

SONUÇ VE İSTEM             : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz sebepler ile, davaya cevap dilekçemizde,cevaba cevap dilekçemizde yer verdiğimiz hususlar ve yüksek tetkikatınız sırasında rastlanacak sair hususlara nazara alınarak

  1. Öncelikle ; müvekkilimin telefisi imkansız maddi manevi zararlarının önüne geçilebilmesi için TEHİR-İ İCRA KARARI verilmesine
  2. İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin   –  K. sayılı   tarihli kararının usul ve esas yönünden BOZULMASINA

karar verilmesini vekaleten ve saygı ile arz ve talep ederim. tarih

Davalı Vekili

Son düzenleme tarihi 30 Mart 2020 03:18

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.