Fiili Ayrılık/3 Yıl Ayrı Yaşama Nedeniyle Boşanma Davası

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması/Fiili Ayrılık/3 Yıl Ayrı Yaşama Nedeniyle Boşanma

3 yıl ayrı yaşama nedeniyle boşanma davasında tamamen başarısızlık esasının kabul edildiğini görmekteyiz. Kanunumuz uyarınca fiili ayrılık başlı başına bir boşanma sebebi değildir. Şu ya da bu nedenlerle evliliği yürütemeyen eşlerin evliliklerinin ölene kadar devamını savunmak ve eşleri gerek kendileri gerek müşterek çocuklar gerekse toplum için hiçbir fayda getirmeyeceğinden artık evliliğin sonlandırılması gerektiği fikrinden hareketle bu düzenleme kabul edilmiştir.

Türk Medeni Kanununa dayanan davalarda ana olgu tarafların evlilik birliğini bozmuş ve bir daha bir araya gelememiş olmalarıdır. Kanunun boşanmayı daha önce açılmış ve retle sonuçlanmış bir davaya da bağlanması öncelikle ciddi bir ayrılığı resmen belgelemeye yöneliktir.

Davayı Açabilmek İçin Gereken Şartlar

1-) Taraflar arasında herhangi bir nedenle daha önce açılıp retle sonuçlanan ve kesinleşen boşanma davasının bulunması gerekir.

Retle sonuçlanan önceki boşanma davasında ret gerekçesinin nedenleri sonuca etkili değildir.

Başka bir ifade ile yasa koyucu yalnızca kesinleşen ret kararını yeterli görmüş ye önceki red kararının hukuksal gerekçesi ve nedenleri ile ilgili olarak başkaca bir unsur ve koşul aramamıştır. Bu nedenle önceki red kararı ister iddiasının ispat edilmemiş olmasına ister feragata isterse yasanın unsur ve koşullarının gerçekleşmemiş bulunmasına dayansın bütün bu yönler Medeni Kanun’un TMK md 166/son maddesinin uygulanması açısından önemli değildir.

Hangi nedene dayanırsa dayansın ortada kesinleşmiş bir red kararının bulunması, 3 yıllık süre ve bu sürede müşterek hayatın kurulamaması unsurlarının da varlığı halinde boşanma kararının verilmesi için yeterlidir.

Davanın dayanağının redle sonuçlanıp kesinleşen boşanma dava dosyası oluşturduğundan tensiben söz konusu dava dosyasının celbedilerek kararın kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşmişse

3 Yıl Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

3 Yıl Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

kesinleştiği tarihten iş bu davanın açıldığı tarihe kadar asgari 3 yıllık sürenin geçip geçmediği kontrol edilmelidir. Celbolunan dosyada kararın kesinleştiğine ilişkin bir husus yoksa karar veren mahkemeden söz konusu kararının kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşme tarihinin bildirilmesi veya karar altına bu hususta şerh verilmesi istenmelidir. Dosyadaki tebligat evraklarına göre kararın kesinleşmiş olduğuna kanaat getirilse dahi kesinleşme durumunun mutlaka kararı veren mahkemeden sorulmasında fayda vardır.

Dava dilekçesi açık değilse davacıdan davanın 166/1-2 mi yoksa 166/son maddesine mi ilişkin olduğu hususunda beyanı alınıp tutanağa da geçirilmek suretiyle davanın esasına girilmelidir. Eğer dava 166/son maddesine ilişkin ise ve dayanak önceki redle sonuçlanan boşanma davası kesinleşmemiş veya kesinleştiği tarihten itibaren henüz 3 yıllık süre geçmemişse başka bir inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar verilmelidir.

Dava dilekçesi şekli bir sebeple reddedilmişse (dilekçe iptali gibi) veya dava açılmamış sayılmışsa Medeni Kanunun TMK 166/son uygulamasında dikkate alınmayacaktır. Ret kararının davanın esasına ilişkin olması zorunludur. Nitekim, dava feragat sebebiyle bile reddedilse hakkın esasını ilgilendirdiğinden  HUMK. madde 91, 95/, 134/son maddenin uygulanmasına esas alınabilecektir.

İlk davanın davacının hiçbir delil ibraz etmemesinden dolayı reddedilmiş olması bu davanın açılmasına engel teşkil etmez. Burada yasanın tanıdığı hak kullanılmaktadır. Bu nedenle davası reddedilen davacının kötü niyetli olduğu söylenemez.

Yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddi, tarafların davayı takip etmemeleri nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar bu davanın dayanağını oluşturmaz. Keza daha önce taraflar arasında görülen evlenmenin iptali davaları da niteliği itibariyle boşanma davası olmadığından bu davanın dayanağını oluşturmaz.

Üç yıllık süre dolmadan açılan yeni davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacı veya davalı önceki red kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık sürenin geçmesi halinde 166/son uyarınca dava açmaya hak kazanır. Yani sonra açılan davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerinden 3 yıl geçmesini beklemeye gerek yoktur. Ancak ilk dava davacının feragati üzerine redle sonuçlanmış ve 2. açılan davada yine davacının feregatı üzerine reddedilmişse aynı davacının 166/son maddesi uyarınca üçüncü açacağı boşanma davasında önceki ilk açtığı davanın reddi değil en son açtığı ve feragat ettiği davanın kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre başlayacaktır.

Davanın açılabilmesi için 3 yıllık sürenin dolması şartıyla herhangi bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi söz konusu değildir.

Red edilen davaya ait karar Türk Mahkemelerinden alınmış bir karar olabileceği gibi 2675 sayılı Kanunun şartları yerine getirilmek kaydıyla bir yabancı mahkeme kararı da olabilir. Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır” (2675 sayılı Kanun 42). Daha başka bir ifade ile o ilamın tanınması yönünde alınan Türk Mahkemesi kararı kesinleşmiş olmalıdır. Tanıma (tenfiz) isteminin ne suretle yapılacağı sözü geçen Kanunun 36,37,39 ve 40. maddelerinde gösterilmiştir.

Yabancı mahkemede açılan ve reddedilen dava ile ilgili kararın tanınması halinde, bu tanıma ile ilgili Türk Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesine rağmen yine evlilik birliği kurulmamış ise boşanmaya karar verilmelidir. Ancak yabancı mahkeme red kararı tanınmamış ise 134/son (TMK. 166/son) maddeye dayalı dava konusu olamaz.

2-) 3 yıllık süre içerisinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerekir.

Süre koşulu dışında bu davadaki en önemli belki de yalnızca bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği problem olmaktadır.

Anlaşmalı boşanma ve bu fıkrada düzenlenen halde bir nevi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı karinesi kabul edilmekte ve mahkemece temelinden sarsılma unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamaktadır.

Davalının savunması genelde bu süre içerisinde yeniden evlilik birliğinin kurulduğu yönünde olmaktadır. Bu bağlamda tarafların delileri bilhassa tanıkları dinlenerek konu aydınlığa kavuşturulmalı ve neticeten yeniden ortak hayat kurulmamış ise boşanmaya karar verilmelidir.

Eşlerin çocuğu görmek, hasta ziyaretleri, düğün veya cenazelerde görüşmeleri, bir konuyu konuşmak için görüşmeleri gibi insani ilişkilerden kaynaklanan evlilik birliğinin devamını gütmeyen kısa sürelerle bir araya gelmeleri ortak hayatın yeniden kurulması olarak değerlendirilemez.

Buna rağmen bu süre içerisinde eşlerin birlikte tatile çıkmaları, sık sık birlikte yemeğe çıkmaları, sık sık birbirlerine ziyaretlere gidip geceleri birlikte olmaları ise ortak hayatın yeniden kurulması olarak değerlendirilecektir.

Feragat üzerine verilen kararın taraflara tebliği suretiyle kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. 3 yıllık süre başlayacaktır. Ancak önceki davaların davalısının 166/son maddesi uyarınca dava açması halinde ise ilk feragat nedeniyle red kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre başlayacaktır.

Bu davada davalının yeniden bir araya gelmedikleri yönündeki ikrarının TMK’nın 184. maddesi uyarınca bir anlamı yoktur, tanık anlatımları ve diğer delilerle bunun ispatlanması gerekir. Ancak önce 3 yıllık süre içerisinde bir araya gelmediğini kabul edip sonra aksine beyanda bulunulması halinde ise bu durum davalının aleyhine takdirde değerlendirilmelidir.

3 yıllık süre içerisinde nafaka davasının açılıp nafaka alınması halinin varlığı halinde ise evliliğin kurulamadığını kabul etmek gerekecektir.  Bu somut durum tarafların bir araya gelemediklerini ispatlamaktadır.

Önceki davanın reddedilmesi davacının kusurlu olduğunun karinesini teşkil edeceğinden talep halinde diğer yasal şartlar da oluşmuşsa yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinin de kabulü gerekecektir.

Ancak manevi tazminata hükmedilebilmesi için redle sonuçlanan davanın davacısı aleyhine manevi tazminata karar verilebilmesi için ağır kusurlu olan davacının boşanmaya neden olan olaylarından dolayı davalının kişilik haklarına saldırısının da olması gerekir. Eğer reddedilen önceki boşanma davasında bu husus halledilmişse manevi tazminat konusunda bir problem yaşanmayacaktır. Aksine bu durum önceki davada halledilmemişse örneğin hiçbir delil ibraz edilmemesi veya önceki davada davacının henüz taraf delileri toplanmadan davasından vazgeçmesi hallerinde olduğu gibi mahkemece tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak önceki reddedilen dava dönemine ilişkin olarak boşanmaya neden olan olaylarda önceki davanın davalısının kişilik haklarına saldırının var olup olmadığı tespit edilerek sonuçta kişilik haklarına saldırının varlığının kabulü halinde manevi tazminata hükmedilecek, aksi durumda ise manevi tazminat talebi reddedilecektir.

Davanın Tarafları

DAVACI: Eşlerden herhangi birisi. Yani daha önce herhangi bir boşanma nedenine dayalı olarak açılan ve redle sonuçlanan davanın davacı veya davalısı olan eşin açması mümkündür.

DAVALI: Diğer eş.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nm 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Hak Düşürücü ve Zamanaşımı Süreleri

Davanın açılması için eşler arasında daha önce açılan boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren yasal 3 yıllık süre geçmek şartıyla davanın açılması için herhangi bir süre söz konusu değildir. Yasal üç yıllık sürenin geçmediğinin anlaşılması halinde ise başkaca bir delil toplanmadan davanın reddine karar verilir.

Yargılama Giderleri

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davalının davayı henüz deliler toplanmadan ve esasa girilmeden kabul etmesinin bu davada (tüm boşanma davalarında) bir önemi yoktur. Boşanmanın eki talepleri de ayrıca herhangi bir harç ve avukatlık ücretine tabi değildir.

Delil ve İspat

Ortak hayatın yeniden kurulamaması ya da fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası TMK m. 166/f. 4’te düzenlenmiştir. Buna göre, “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir”.

Ortak hayatın kurulamaması sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için, ilk olarak daha önce herhangi bir boşanma sebebiyle dava açılmış ve bu davanın reddedilmiş olması gerekir. İkinci olarak, verilen bu red kararının kesinleşmesinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen ortak hayatın kurulamamış olması gerekir. Eşlerin bu süre içerisinde ara sıra bir araya gelmeleri, buluşmaları ortak hayatın kurulduğu anlamına gelmez.

Kanun, birlikteliğin kurulamamasını evlilik birliğinin temelden sarsılmasına kesin kanuni karine saymıştır. Son şart olarak, önceden reddedilen boşanma davasında kusurlu olsa dahi, ortak hayatın kurulamaması sebebiyle boşanmaya hükmedilebilmesi için, eşlerden birisinin boşanma davası açması gerekir .

Ortak hayatın kurulamaması ya da fiili ayrılık mutlak bir boşanma sebebidir. Eşlerin bu sebeple dava açabilmeleri için, önceden açılıp reddedilen davada veya ortak hayatın kurulamamasında kusurlu olup olmadığı ya da önceki davada davacı veya davalı olduğu önem taşımamaktadır. Dolayısıyla davacı olan eş, önceden herhangi bir boşanma sebebiyle açılmış olan davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl boyunca ortak hayatın kurulamadığını ispat ederse, hakim boşanmaya karar vermek zorundadır.

Ortak hayatın kurulamaması ya da fiili ayrılık sebebiyle açılan bir boşanma davasında, davacı eşin önceden bir boşanma davası açıldığını ve bu davanın reddi yönündeki kararın kesinleşmesinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, ortak hayatın kurulamadığını ispat etmesi gerekmektedir. Davalı eş boşanmak istemiyorsa, bu üç yıllık süre içerisinde ortak hayatın kısa bir süreliğine de olsa kurulduğuna ilişkin savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ispat etmesi gerekir.

Yargıtay Kararları

-3 Sene İçerisinde Başka Bir Boşanma Davası Açılmış Olsa Da Fiili Ayrılık Var İse Boşanma Kararı Verilir

-Reddedilerek kesinleşen boşanma davasından sonra ikinci bir boşanma davasının açılmış olması ilk davanın kesinleşmesinden itibaren işleyen süreyi kesmez. (Y2HD, 23.01.2012, E. 2011/2627, K. 2012/866.)

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış ise eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. (TMK. 166/son md.) Davacının açtığı ilk boşanma davası ret edilip 22.5.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihinden itibaren 3 yıl geçtikten sonra Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanılarak açılan iş bu davada delillerin toplanarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken 3 yıllık süre içerisinde başka bir davanın daha açıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Karşı Dava Olarak Açılan 3 Yıl Ayrı Yaşama Davasının Konusuz Kalması

Davanın açıldığı tarih itibariyle Türk Medeni Kanununun 166/son maddesinde belirtilen 3 yıllık sürenin dolduğu ve kesinleşme tarihinden itibaren ortak hayatın yeniden kurulamadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken şartları oluşan davalı-karşı davacı erkeğin davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru değildir. Ancak, davacı-karşı davalı kadın tarafından açılan boşanma davasının kabulü ile verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında bırakılmak suretiyle usulen kesinleşmiştir. Bu durumda erkeğin boşanma davasındaki boşanma talebinin konusu kalmamıştır. O halde, bu husus gözetilerek erkeğin boşanma talebi hakkında “konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurmak ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden haklılık durumuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Evlilik Birliğinin Yeniden Kurulmadığının İspatı Davacıya Aittir

Dava Medeni Kanunun 134/son maddesine dayalıdır. Davacı retle sonuçlanan boşanma ilamından itibaren geçen 3 yıllık süre içinde evlilik birliğinin yeniden kurulmadığını kanıtlayamamıştır. Boşanmaya karar verilmesi evlilik birliğinin yeniden kurulmamış olmasıyla mümkündür. Bu yönün kanıtlanması yükümlülüğü davacıya aittir. Bu yönlerin gözetilmemesi sonucu yasal kurala aykırı düşecek şekilde boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır.(Esas : 2000/15215, Karar : 2001/522, Tarih : 15.01.2001)

3 Yıl Dolmadan Ayrı Yaşama Nedeniyle Boşanma Davası Açılamaz

Toplanan delillerden; davacı koca tarafından 18.07.2000 tarihinde boşanma davası açılmış, 30.04.2003 tarihinde retle sonuçlanmış, ilgili karar 13.09.2003 tarihinde kesinleşmiştir.Bu dava ise 3 yıllık fiili ayrılık süresi dolmadan 28.08.2006 tarihinde açılmıştır. Bu halde Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşulları oluşmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanma davasının reddine karar verilecek yerde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.(Esas : 2007/9386, Karar : 2008/7919, Tarih : 03.06.2008)

Fiili Ayrılık Sebebiyle Açılan Boşanma Davasında Davalının Kusuru Aranmaz

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış ise eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. (TMK. 166/son md.) Davacının açtığı ilk boşanma davası ret edilip 22.5.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihinden itibaren 3 yıl geçtikten sonra Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanılarak açılan iş bu davada delillerin toplanarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken 3 yıllık süre içerisinde başka bir davanın daha açıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Her İki Tarafın da Açtığı Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma Davası Kabul Edilmelidir

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir (TMK m. 166/4). Mahkemece, davacı-karşı davalı erkeğin davasının kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/4 maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, davalı-karşı davacı kadın tarafından açılan Türk Medeni Kanunu’nun 166/4 maddesine dayalı karşı boşanma davası ise reddedilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; fiili ayrılığa esas ilk boşanma davasının, taraflardan davacı-karşı davalı erkek tarafından, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı olarak açıldığı, kadının boşanmayı gerektirebilecek nitelikte bir kusurunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddedildiği, ret hükmünün 15.12.2011 tarihinde kesinleştiği, tarafların bu tarihten sonra evlilik birliğini sürdürmek amacıyla bir araya gelmedikleri ve kadın tarafından Türk Medeni Kanununun 166/4 maddesi uyarınca fiili ayrılığa dayanılarak açılan eldeki boşanma davasının yasada aranan 3 yıllık süre gerçekleştikten sonra 28.01.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalı-karşı davacı kadının davasında Türk Medeni Kanununun 166/4 koşulları oluşmuş olup, davasının kabulüne karar vermek gerekirken, gerekçe belirtilmeksizin ret hükmü kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

3 Yılın Dolmasına 1 Gün Kalsa Bile 3 Yıl Tam Süre Beklenmelidir

Davacı kocanın, Derinkuyu Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2009/30 esas, 2010/5 karar sayılı dosyası ile açmış olduğu boşanma davası reddedilmiş, bu karar 11.03.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dava ise 11.03.2013 tarihinde açılmıştır. Davanın açıldığı tarih itibariyle Türk Medeni Kanununun 166/son maddesinde belirtilen 3 yıllık süre dolmamıştır (HMK md. 92). Şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.(Esas : 2014/8888, Karar : 2014/19932, Tarih : 16.10.2014)

Feragat Edilen Tarih Esas Alınır Kesinleşme Tarihi Esas Alınmaz

Dava Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca fiili ayrılık boşanma hukuki sebebine dayalı olarak açılmıştır. Mahkemece, feragat nedeniyle verilen ret kararının kesinleşmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının daha önce açtığı boşanma davası feragat sebebiyle reddedilmiş, feragat tarihinden itibaren boşanma davasının açıldığı 11.12.2015 tarihine kadar üç yıl geçtiği anlaşılmaktadır. Feragat davaya son veren bir taraf usul işlemidir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 311. maddesi uyarınca feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Feragat nedeniyle verilen ret kararının tebliğe çıkartılarak kesinleşme işleminin yaptırılmasına gerek yoktur. TMK 166/son maddesinde aranan 3 yıllık süre feragat tarihinden itibaren başlar. O halde, mahkemece tüm delillerin bu yönden değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.(Esas : 2016/21265, Karar : 2018/9073, Tarih : 12.09.2018)

-Davalı kadın 5.4.2002 tarihinde boşanma davası açmış, 18.04.2002 tarihinde feragat etmiş, dava feragat sebebiyle reddedilmiştir. Feragat, kendiliğinden bu iradenin mahkemeye ulaştığı ve açıklandığı tarihte kesin bir hükmün hukuki sonuçlarına hasıl eder. Feragat üzerine verilen kararın şeklen kesinleşmesinin beklenmesine gerek yoktur. Bu dava ise 20.06.2005 tarihinde açılmıştır. 3 yıllık süre geçmiştir. Toplanan delillerden feragattan sonra tarafların bir araya gelmedikleri ortak hayatın yeniden kurulmadığı, anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/son. maddesi koşuları oluşmuştur. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru görülmemiştir.(Esas : 2006/16345, Karar : 2007/4627, Tarih : 22.03.2007)

Feragat üzerine ret kararı eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davasına esas alınabilir. (Y2HD, 29.03.2011, E. 2011/4482, K. 2011/5579.)

3 Yıl İçerisinde İhtar Gönderilmişse ve Yine De Ortak Hayat Kurulamamışsa Dava Kabul Edilir

Dava Medeni Kanunun 134/Son maddesine dayalı boşanma davasıdır. Mahkemece de kabul edildiği üzere ilk davada verilen red kararının kesinleştiği tarih ile bu davanın açılış tarihi arasında 3 yıllık süre dolmuş ve bu süre içinde evlilik birliği yeniden kurulamamıştır. Bu üç yıllık süre içinde davacı davalıya ihtar göndermiş ise de gelen davalıyı eve almamış dolayısı ile evlilik birliği kurulamamıştır. Bu durum sonucu değiştirmez. Medeni Kanunun 134/Son maddesi şartları oluşmuştur. Boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru görülmemiştir.

3 Yıl Ayrılığa Dayalı Boşanma Davasında İki Tarafın da Esas Davası Reddedilmiş ise Eşit Kusurlu Sayılırlar

Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanak yapılan Konya-Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/52 esas sayılı dosyasında tarafların karşılıklı olarak açtıkları boşanma davaları, boşanmayı gerektiren ve taraflardan kaynaklanan bir kusurun olmaması nedeni ile reddedilmiş ve bu ret gerekçesi her iki taraf yönünden de kesinleşmiştir. 3 yıllık fiili ayrılık dönemi içerisinde yeni bir olayın varlığı da kanıtlanamamıştır. Konya-Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/52 esas sayılı redle sonuçlanan davayı açan ve boşanma nedeni yaratan kadın ile aynı davada karşı dava açan kocanın boşanmaya neden olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Bu yön nazara alınmaksızın davalı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Yabancı Mahkemede Boşanmanın Reddine Karar Verilmesi Durumunda 3 Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?

Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalışıyorlar. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK’nun 166/4. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile 3 yıllık filli ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir?

Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi’nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır.

Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan beklide çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir 3 yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK’nun 166/4. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir.

Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkünmüdür?

TMK’nun 166/4. maddesindeki 3 yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır.

Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?.

Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK’nun 181, MÖHUK’un 52, 54, 58 ve 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir.

Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır.

Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanunu’nun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK’nun 5.maddesi yollamasıyla TBK’nun 146. maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur.

Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği 16.01.2002 tarihinden eldeki davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar TBK’nun 146. maddesindeki 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinden mahkemece, zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve Kanun’a aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Davacı vekilinin usule ve esasa ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.06.2014 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.(Esas : 2013/13153, Karar : 2014/11554, Tarih : 05.06.2014)

Eylemli ayrılık sebebiyle açılan boşanma davasına dayanak olan ve reddedilen boşanma davasını açarak boşanma sebebi yaratan eş münhasıran bu sebeple kusurlu kabul edilir.

“Mahkemece yapılan yargılama sonucunda taraflann Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca boşanmalanna, kadın lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Davacı-karşı davalı erkeğin açtığı dayanak davada, davanın kanıtlanamaması nedeniyle reddine karar verilmiş, kararda davacı-karşı davalı erkeğe kusur yüklenilmemiştir. Bu davadan sonra taraflar bir araya gelmemişler, taraflar arasında kusur olarak kabul edilebilecek yeni bir olay da yaşanmamıştır. Bu durumda; davacı-karşı davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusuru, ret ile sonuçlanan ilk davayı açıp birlikte yaşamaktan kaçınması ve boşanma sebebi yaratması olduğunun kabulü gerekir”(Y2HD, 26.02.2018, E. 2018/531, K. 018/2541.)

Aile mahkemesi hakimi, taleplerden her biri hakkında verdiği hükmü sonuç kısmında göstermesi gerekir.

“Davacı erkek dava dilekçesinde “eylemli ayrılık ve terk” hukuki sebeplerine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuştur. Mahkemece davacı erkeğin eylemli ayrılık (TMK m.l66/son) hukuki sebebine dayalı boşanma talebi hakkında bir karar verilmiş ve fakat terk sebebine (TMK m. 164) dayalı açılan boşanma davası yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkeme, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, her bir talep hakkında ayrı ayrı verilen hükmü, karann sonuç kısmında göstermesi gerekir (HMK m.26 HMK m.297(2). O halde davacı erkeğin terk hukuki sebebine dayalı boşanma isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Y2HD, 08.02.2018, E. 2016/10343, K. 2018/1656)

Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davasında tarafların kusur durumları belirlenirken, daha önce taraflar arasında görülüp kesinleşen boşanma davalarında belirlenen kusur durumları yanında fiili ayrılık süresinde gerçekleşen kusurlu davranışların da dikkate alınması gerekir.

“Dava Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine yöneliktir. Fiili ayrılığa esas ilk boşanma davası; taraflardan davacı erkek tarafından 01.07.1996 tarihinde Türk Medeni Kanununun 134/1-2. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması hukuki nedenine dayalı olarak açılmış ve feragat nedeniyle reddedilmiş, karar 27.06.1997 tarihinde kesinleşmiştir. İkinci dava ise 11.10.2000 tarihinde yine davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 134/ son maddesi uyarınca açılmış ancak üç yıllık yasal sürenin dolmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Söz konusu karar 14.11.2001 tarihinde kesinleşmiştir. İlk dava ve ikinci davanın reddi nedeniyle, davaların açılmasından önceki olaylara dayalı olarak davalı kadına bir kusur yüklenemez. İlk davanın açılmasından sonra tarafların bir araya geldikleri iddia edilmediği gibi, fiili ayrılık döneminde kadından kaynaklanan ve ona kusur olarak yüklenebilecek yeni bir maddi olayın varlığı da kanıtlanamamıştır. Öyleyse davalı kadına bir kusur yüklenemez. Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de; davacı erkeğin ayrılık süresi içerisinde sadakatsiz olduğu da toplanan delillerle kanıtlanmıştır. Eldeki davada tarafların kusur durumları belirlenirken, daha önce taraflar arasında görülüp kesinleşen boşanma davalarında belirlenen kusur durumları yanında fiili ayrılık süresinde gerçekleşen kusurlu davranışların da dikkate alınması gerekir. Bu durumda; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektiren olaylarda davacı erkek tamamen kusurludur. Davalı kadın süresinde cevap dilekçesi vererek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu durumda boşanma yüzünden mevcut ve beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan davalı kadın yararına, gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları ile kusur dereceleri dikkate alınarak uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekirken davalı kadının bu isteklerinin “mahkeme huzurunda usulüne uygun şekilde maddi ve manevi tazminat istenmediği” gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Y2HD, 13.04.2017, E. 2015/25951, K. 2017/4210)

Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davasında boşanma kararı verilmesi için eşlerin kusur durumlarının ayrıca araştırılması gerekmemekte ise de varsa boşanmanın eki istekler için eşlerin kusur durumlarının ayrıca araştırılması gereklidir.

Taraflar arasında görülen boşanma davasının yapılan muhakemesi neticesinde, mahkemece Türk Medeni Kanunu m.l66/son uyarınca boşanmaya karar verildiği takdirde kusur tespiti yapılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, kadının fer’i nitelikteki taleplerinin reddiyle tarafların Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, taraflar arasında daha önce görülen ve erkeğin davasına dayanak teşkil eden davanın, “davacı erkeğin manevi yönden tam bağımsız ev açmadığı, ailesinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, erkeğin annesi tarafından erkeğin ilk eşinin fotoğraflarının duvara asıldığı, erkeğin buna sessiz kaldığı ve kadının ikinci çocuğuna hamileyken evden kovulduğu, ailesinin yanında doğum yapmak zorunda kaldığı“ gerekçesiyle reddedilip 16.02.2011 tarihinde kesinleştiğinin, bu tarihten sonra da mahkemenin kabulünde olduğu üzere erkeğin başkasıyla gayri resmi birliktelik yaşayarak sadakatsiz olduğunun, tarafların bir araya gelmediklerinin, fiili ayrılık döneminde davalı kadına kusur olarak yüklenebilecek bir olayın varlığının da kamtlanamadığmın, anlaşılmasına göre, Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanak teşkil eden ve retle sonuçlanan ilk davayı açan ve tam kusurlu bulunarak davası reddedilen ve fiili ayrılık döneminde sadakatsiz davranışlar içinde bulunan erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Durum böyleyken; mahkemece Türk Medeni Kanunu m. 166/son uyarınca boşanmaya karar verildiği takdirde kusur tespiti yapılamayacağı” gerekçesiyle davalı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.” (Y2HD, 13.03.2017, E. 2015/23557, K. 2017/2629)

Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davası konusuz kalmışsa aile mahkemesince “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmelidir.

“Kadının kabul edilen boşanma davası temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olmakla erkeğin boşanma davasının konusu kalmamıştır. Gerçekleşen bu duruma göre davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının konusu kalmadığından “Karar verilmesine yer olmadığına” ve davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama gideri ile vekalet ücretine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.” (Y2HD, 28.02.2017, E. 2016/7916, K. 2017/2110)

Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davası için doğan dava hakkına rağmen feragat varsa dayanak olan ret kararları hükme esas alınamaz.( Y2HD, 27.04.2015, E. 2014/17832, K. 2015/8437)

Çocukların ihtiyaçlarının karşılanması ortak hayatın yeniden kurulması anlamına gelmez. (Y2HD, 30.06.2015, E. 2015/93, K. 2015/14013)

Tarafların bir araya geldikleri yolundaki tanık beyanları duyuma dayalı ise hükme esas alınamaz.

Toplanan delillerden; tarafların önceki retle sonuçlanıp kesinleşen davadan sonra, evlilik birliğini devam ettirmek üzere bir araya gelmiş olmadıkları anlaşılmaktadır. Tarafların bir araya geldikleri yolundaki tanık beyanları duyuma dayalı olup, hükme esas alınamaz. Davada Türk Medeni Kanununun 166/son maddesindeki boşanma koşulları gerçekleşmiş olduğu ve bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir. (Y2HD, 21.06.2011, E. 2010/7689, K. 2011/11052.)

Dayanak davada ileri sürülmemiş veya ileri sürülüp de kanıtlanamamış olaylar sonra açılan eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davasında kusur tespitinde artık dikkate alınamaz. ( Y2HD, 05.07.2011, E. 2010/10833, K. 2011/11467.)

Nafaka ilamlarının icrasına ilişkin bilgiler karşısında tarafların evlilik birliğini devam ettirmek üzere bir araya gelmelerini kabul etmek olağan yaşam deneyimlerine aykırı düşer. (Y2HD, 05.10.2011, E. 2011/14721, K. 2011/14902)

Aynı binanın farklı katlarında oturmak evlilik birliğinin yeniden kurulması anlamına gelmez. (Y2HD, 24.10.2011, E. 2011/12970, K. 2011/16861.)

Çocuklarımı alarak onlarla birlikte kısa süreli tatile çıkma çocuklarını görmek amaçlı olup ortak hayatı yeniden kurup devam ettirmeye yönelik olduğunu kabul için yeterli değildir. (Y2HD, 10.10.2010, E. 2010/14252, K. 2011/15321.)

İlgili:

Filli Ayrılık Sebebiyle Boşanma Mahkeme Kararı

Fiili Birliktelik Gerçekleşirse Mahkeme Davayı Reddeder

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (3 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.